Nicolas Winding Refn, The Guardian’a verdiği röportajda 2023’te geçirdiği açık kalp ameliyatının hayatını ve sinema anlayışını nasıl değiştirdiğini anlattı; yönetmen, ameliyatın ardından yeniden alevlenen yaratıcı enerjisinin yeni filmi Her Private Hell’in ortaya çıkmasında belirleyici olduğunu söylüyor. Röportajın başında cep telefonundan, üzerinde nabız atan bir kalbin bıçakla yarıldığı ve iğnelerin kas dokusunu deldiği oldukça kanlı bir görüntü gösteriyor; görüntünün kendisine ait olmadığını, ameliyathanede baygın yatarken ameliyatının filme alındığını belirtiyor. İlk başta kayıt yapılmasına izin verilmediğini, ancak personelin “Sizin olduğunuz için kaydedeceğiz” diyerek izin verdiğini aktarıyor.
Refn, 2023 yazında İtalya’da bir Prada kampanyası işlerken giderek yorgun hissettiğini, kızı onun ne kadar solgun göründüğünü fark etmiş olsa da durumu fazla çalışmaya bağladığını anlatıyor. Kopenhag’a döndüğünde doktorun muayenesi sırasında kalp kapakçığının bozulduğu ve akciğerlerini kanla doldurduğu tespit edilmiş; kendisini “esasen ölmekte” bulduğunu söylüyor. İki hafta sonra açık kalp ameliyatı olması gerektiği söylenmiş ve kendisine metal ya da domuzdan yapılma kapakçılardan birini seçme hakkı verilmiş.
Röportajda ameliyata giderken yaşadığı ruh halini ve ‘yeniden doğuş’ hissini de detaylandırıyor: Gençken parlak olan yaratıcı alevinin sönmüş olduğunu, 50 yaşında ne yapacağını bilemediğini ve ölüm olasılığı karşısında ailesiyle barıştığını anlatıyor. Ameliyat öncesi kendisine telefon eden ve ‘‘Tom Cruise gibi’’ tanımladığı cerrahın, kaburga kafesini açmadan teleskopik yöntemle müdahale edebileceğini söylemesiyle işin seyrinin değiştiğini aktarıyor; bu seçeneğin kendisi için ilahi bir müdahale olduğunu düşündüğünü belirtiyor.
Ameliyat sonrası süreç ağır geçmiş; inanılmaz fiziksel ağrı hissettiğini, üç ayda kendini yeniden inşa ettiğini ve bebek gibi bazı işleri yeniden öğrenmek zorunda kaldığını anlatıyor. Ancak sinemaya dönüşte bunun bir avantaj sağladığını, ameliyatın kendisinde yeniden bir tutku ve misyon yarattığını söylüyor: “Beni öldürüp geri getirdiği için her gün Tanrı’ya teşekkür ediyorum.”
Her Private Hell’in anlatısına ve yapısına dair verdiği ayrıntılar da geniş: Film, Sophie Thatcher’ın canlandırdığı Elle adlı bir aktrisi ve onun Barberella esinli, neon Tokyo’sunda geçen kendi bilimkurgusal filmini çekme çabalarını takip ediyor; izleyici hangi sahnenin gerçek kurgu, hangi sahnenin karakterlerin ateşli rüyası olduğunu sürekli sorguluyor. Filmde Charles Melton’ın canlandırdığı Private K adlı Amerikan askerinin, Tokyo’da kaybolduğu söylenen kızını aradığı bir yan anlatı bulunuyor; Refn, Private K’yi kendi hayalî kurtarma senaryosu olarak tanımlıyor.
Refn, filmin karanlık öğelerinden birinin Tokyo’ya yayıldığı söylenen Leatherman efsanesi olduğunu, bu figürün kızların göğüslerini eldivenli elleriyle yırttığı mitolojik bir varlık olarak tasvir edildiğini aktarıyor. Ayrıca filmin “dadsploitation” dediği bir duyguyu kullandığını, bunun babaların masumiyeti koruma fantezisine dayanan ve şiddeti meşrulaştıran bir estetik sunduğunu belirtiyor; örnek olarak Only God Forgives’daki “You should have protected her” satırına atıf yapıyor.
Tarz ve ton açısından Refn, Her Private Hell’in aşırı kamp, fetiş ve renklilik barındırdığını, karakterlerin kostümlerle oynanan bir kukla dünyasında hareket ettirildiğini; derinlik yerine duygu, ses ve görsel fetişlere dayalı bir anlatı kurduğunu söylüyor. Filmde Johnny Thunders adında abartılı bir yapımcı babanın, deri pantolonlar ve çakmakla betimlenen bir figür olarak yer aldığı ve film boyunca deri gerilmeleri, eklem çatlamaları gibi seslerin erotizasyon için kullanıldığı ifade ediliyor.
Refn, yeni filminin günümüz eğlence ortamına karşı olduğunu iddia ediyor: AI ve algoritma bazlı üretime karşı “AI asla yapamaz” dediği, “bir değil beş film bir arada” gibi oynamalı bir yapı sunduğunu savunuyor. Aynı zamanda filmin Cannes prömiyerinde çok bölünmüş tepkiler aldığını, bazı eleştirmenlerin hikâye eksikliğinden yakındığını ama kendisinin izleyicinin farklı yerlerde bakmadığını söylediğini aktarıyor. Genç izleyicilerin daha yoğun duygularla tepki verdiğini ve tutku barındırdığını düşündüğünü ekliyor.
Röportajda kişisel ve felsefi notlar da var: Refn, artık bir misyonu olduğunu, eğer önünde 25 yıl daha olursa sanat için çalışacağını söylüyor; öte yandan “öteki dünya yok” diyerek kendisinin ameliyat sırasında ışığı görmediğini, dolayısıyla kalan zamanı yaşamanın önemini vurguluyor. Ayrıca, bazı yakın ölüm deneyimi yaşayanların gördüklerini “çok fazla film izlemiş olmak” şeklinde yorumluyor. Son olarak kaynak notu olarak film metninde oyuncu isimleri ve temaların yanı sıra yönetmenin ameliyat öncesi ve sonrası deneyimlerinin yeni filmine doğrudan ilham verdiği vurgulanıyor.



