Michael Shapiro, 2001'de yazdığı tam uzunlukta müziğiyle 1931 yapımı Frankenstein filmini ilk kez Londra'da filmle birlikte yönetecek; eser önümüzdeki ay Cadogan Hall'da Royal Philharmonic Orchestra eşliğinde çalınacak ve oyuncu Boris Karloff'un kızı Sara Karloff da babasıyla ilgili anılarını paylaşmak için Londra'da olacak.

Orijinal filmin konuşma içermesine rağmen sürekli bir müzik altyapısı olmadığına dikkat çeken Shapiro, müziğin filmle birlikte "tek bir sanatsal ifade, tek bir sanatsal deneyim" haline geldiğini, müziğin ekrana çıkanları vurguladığını ve filmin daha önce hiç olmadığı şekilde öne çıktığını söylüyor.

Sara Karloff, 1938 doğumlu olduğunu ve katı bir kız okulunda okuduğu için filmi ilk kez 19 yaşındayken televizyonda tek başına izlediğini aktarıyor; babasının ünlü filmine ilişkin çok şey duymuş olduğunu, filmi "çok beğendiğini" ama korkmadığını anlatıyor.

Kaynak metin Mary Shelley'nin romanının James Whale'in yönetimine dayandığını; hevesli bilim insanı Henry Frankenstein ile kambur yardımcısının mezar soygunu yaparak insan parçaları topladığını, yaratığın yanlışlıkla suçlu birinin beyniyle donatıldığını ve laboratuvardan kaçınca dürtülerini kontrol edemediğini hatırlatıyor. Film, tasarımı ve fotoğrafçılığıyla hem heyecan verici hem de zaman zaman duygulandırıcı bulunuyor.

Göl kenarında küçük bir kızla karşılaşma sahnesi, başlangıçta dostça görünen ilişkinin trajediyle sonuçlanması nedeniyle hâlâ çarpıcı kabul ediliyor. Sara Karloff'a göre babası çocukların filmi yetişkinlerden daha iyi anladığını düşünüyordu; yaratığın kendisinin masum bir kurban olduğu intuisyonu çocuklara daha yakın geliyordu. Bu bölümde, küçük Maria'yı canlandıran yedi yaşındaki Marilyn Harris'in Karloff'u sevdiği ve onunla her yere gitmek istediği, ona elini vermekten çekinmediği anekdotu aktarılıyor.

Shapiro da çocukken Karloff'a hayran olduğunu, dokuz yaşındayken bir fan mektubu yazdığını ve yanıt, bir imza ile Karloff'un canavar hâlindeki fotoğrafını aldığını anlatıyor. Shapiro, Karloff'un yaratığa bir ruh verdiğini söylüyor ve besteci olarak bunu müziğe yansıtabileceğini, film ilerledikçe müziğin de karakterle birlikte değiştiğini vurguluyor.

Metin, Frankenstein filminin Hollywood korku sinemasının temel taşlarından olduğunu, Universal'ın 1931'deki uzun soluklu korku serisinin Dracula'dan sonra gelen ikinci filmi olduğunu belirtiyor; buna karşın film yapımında önemli ölçüde Britanyalı yeteneklerin yer aldığına dikkat çekiliyor. Boris Karloff'un gerçek adının William Henry Pratt olduğu, 1887'de Dulwich'te doğduğu, kariyerine 1911'de Kanada sahnelerinde başladığı, Frankenstein'in onu 44 yaşında yıldız yaptığını; Karloff'un toplamda 167 film yaptığı, 1950'lerde yeniden İngiltere'ye döndüğü, Cadogan Hall'a kısa mesafedeki bir dairede ve Hampshire'da bir kulübede yaşadığı, dönüşte İngiltere'yi yeniden evi ilan ettiği aktarılıyor. Yönetmen James Whale'in Dudley kökenli olduğu, filmdeki diğer önemli oyuncuların (Colin Clive, Frederick Kerr, Lionel Belmore) Britanya bağlantıları ve Whale'in çekimler öncesi Clive'a Amerikan gevşekliğini yakalaması için tavsiyede bulunduğu da metinde yer alıyor.

Britanya eleştirmenlerinin gösterimlerde bayılmalar ve salon terkleri gibi tepkiler verdiği, New York galasında eleştirmen Mordaunt Hall'ün filmi hem "husursuz" hem de seyircinin dikkatini çeken "morbid, korkunç" bir iş olarak gördüğünü söylediği anekdotlar okunuyor. Sara Karloff, babasının filmlerini "korku" değil "dehşet" olarak gördüğünü, modern korku filmlerinin doğrudan kan gore içerdiğini, oysa dehşet sahnelerinin izleyicinin kendi hayal gücünü kullanmasını sağladığını belirtiyor. Metin, 2026'da teknolojinin sınırları ve kontrolü üzerine tartışmalar sürerken Frankenstein'ın rahatsız edici şekilde hâlâ güncel kaldığını not ediyor ve Shapiro da eseri "insanlığın bir başyapıtı" olarak tanımlıyor; filmin kalıcılığı ve Shapiro'yu müzik yazmaya iten gücün bu olduğuna dikkat çekiliyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön