The Guardian'ın film incelemesine göre Oscar'lı yönetmen Alejandro González Iñárritu'nun yeni filmi Digger, güçlü oyuncu kadrosu ve çarpıcı görsellerine rağmen eleştirmenin en çok hayal kırıklığı yaratan yapımlarından biri olarak değerlendiriliyor; yazı bir eleştiri/yorum niteliğindedir.

İncelemede filmin ana ekseni, yaşlanan ve paçoz bir Teksas petrol patronu "Digger" Rockwell etrafında şekilleniyor; rol Tom Cruise tarafından, saçsızlaşma ve çeşitli protezlerle, Slim Pickens'i andıran Stetson'lu bir tonla canlandırılıyor. Digger'ın simgesi, büyükbabasının kullandığı eskimiş kürek; bu obje onun için güçlü bir gösterge işlevi görüyor.

Hikâyenin krizi, şirketin sorumsuz sondaj uygulamalarının sonuçları olarak Ganesh adındaki baş bilim insanı (Riz Ahmed) tarafından Digger'a iletilen bir uyarıyla başlıyor: Manhattan'dan çok daha büyük bir buz kütlesi Kuzey Kutbu'ndan kopup Norveç kıyısına doğru ilerliyor ve karaya vurması nükleer bir saldırı etkisi yaratacak.

Yazı, Cruise'un zaman zaman coşkulu performans anlarının bulunduğunu kabul etmekle birlikte genel değerlendirmesini "yüzeysel, zahmetli ve kendini beğenmiş" bir satir olarak yapıyor; oyunculukların "çok iyi oyuncuların çok iyi olmayan performansları" olduğu yorumu yer alıyor. Sandra Hüller'in yarı-kız kardeş rolünün kurgu ve montajda büyük ölçüde törpülendiği ve karakter için neredeyse hiçbir şey kalmadığı belirtiliyor.

Görsel/teknik boyutlar

Eleştiride filmin değeri ağırlıklı olarak Emmanuel Lubezki'nin sinematografisi ve Dennis Gassner'in prodüksiyon tasarımının yarattığı rüyaî ve rahatsız edici görüntülere bağlanıyor; yazı bu unsurların perdeden kabarmış, bozulmuş imgeler yarattığını vurguluyor.

Filmin dönüm noktası olarak nitelenen beklenmedik anlatı hamlesi eleştirmenin hoşnutsuzluğunu pekiştiriyor: bu ters köşe gelişme ikinci bir anlatı hattı yaratarak performansları kısıtlıyor ve olay örgüsündeki yatırımın boşa çıkarıldığını, yüksek fikirli bir ters köşe olarak sunulmuş ama yeterince dramatize edilip araştırılmamış bir durum olduğunu söylüyor.

Yazıda ayrıca Digger'ın Beyaz Saray kriz toplantısına katılıp başkan Compson (John Goodman) ve diğer yetkililerle hesaplaştığı, Digger'ın BM'vari bir mecliste yaptığı, petrolü eleştirirken aynı zamanda ondan vazgeçmeye niyeti olmadığını gösteren büyük konuşmasının film içinde tartışmaya açık ve sorgulanmadan bırakıldığı örnekleniyor; filmde yenilenebilirlere, hatta nükleere geçişin "mümkün olmadığı" iddiasının eleştirel olarak çürütülmediği vurgulanıyor.

Son olarak inceleme, Don’t Look Up ile kıyaslama yaparak filmin çağımızın en büyük sorununu işleyen ana akım bir yapım olmanın erdemine sığınma eğiliminde olduğunu, ancak anlatımın abartılı, yapmacık ve postmodern bir çıkmaza girdiğini belirtiyor; eleştirmen için sonuç, filmin bazı hoş anları ve görsel gücü olsa da genel olarak tatmin edici olmaması.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön