“Keşke onu biraz daha tanıyabilseydim gerçekten. O sekiz yıl çok, çok çabuk geçti. Çocuğu seviyordum. Onu kaybettim. Ve o gittiğinde her şeyin gerçekten sona erdiğini hissettim.”

Bu sözleri 90 yaşındaki Ray Lee belgeselde dile getiriyor; kızı Anne’i 21 Ekim 1966’da kaybetmişti. O gün, Galler’deki maden kasabası Aberfan’ı gölgeleyen bir ocak döküntü tepesinden tahmini 100.000 ton çamur akarak ilkokulu ve çevresindeki birkaç evi yuttu; 116 çocuk ve 28 yetişkin yaşamını yitirdi.

“Aberfan: The Village That Fought Back” adlı saatlik belgesel ilk çeyreğinde doğrudan bu kişisel tanıklıklara eğiliyor. Ray Lee’nin sözüyle başlayan anlatıda Gaynor Madgwick’in okuldayken yaşadıkları, duvara fırlatılıp ağır yaralanması ve dedesinin onu toprağın altından çıkarması; Marlene Gerlach’ın kaybolan üç çocuğu için attığı çığlıklar gibi hayatta kalanların anlatıları öne çıkıyor ve belgesel bu anıları, trajedinin insan yüzünü göstermek için öne çıkarıyor.

Belgesel aynı zamanda felaketin ardından gelen ihmalleri ve National Coal Board (NCB) ile dönemin hükümetinin tepki ve tavırlarını merkezine alıyor. NCB başkanı Sir Alf Robens’in kasabanın tarifsiz acısına karşı küçümseyici yaklaşımı, göreve gidiş törenini ertelemeyip Cumartesi akşamı Aberfan’a gelmesi gibi örneklerle aktarılıyor; belgesel bu tavrı, yetkililerin köylülere karşı sergilediği küçümseme üzerinden eleştiriyor.

Bir soruşturma kurulu, tepenin birçok su kaynağının üzerine inşa edildiğine ve bu durumun yönergelere aykırı olduğuna dair kanıtlar buldu; rapor NCB’yi “dehşet verici bir beceriksizlik öyküsü” olarak nitelendirdi ve kusuru NCB’ye yükledi. Buna karşın NCB’ye karşı somut cezai sorumluluk ya da kişisel hesap sorma yoluna gidilmedi.

Felaketin ardından kasaba halkına yönelik yeni aşağılayıcı uygulamalar da belgeselde yer alıyor. Aberfan Felaketi Yardım Fonu’na halktan 50.000’den fazla bağış yapılmıştı; NCB, sonunda tepeyi kaldırmayı kabul ettiğinde bu işin maliyetine karşılık fondan 250.000 sterlin talep etti. Hayır fonu—Charity Commission tarafından korunmamış halde—150.000 sterlin verdi ve çalışmalar başladı. Fon dağıtılırken ise Komisyon, ailelere eğer ölen çocuğa yakın olduklarını kanıtlayabilirlerse hane başına yalnızca 500 sterlin teklif etti.

Kasaba pes etmedi: komiteler kurdular, mektuplar yazdılar, bakan Thomas’ın Londra’daki ofislerine gittiler ve bir çuval çamuru ofisinin zeminine boşaltarak öfke ve istediklerini gösterdiler; belgesel bu direnişi, defalarca geri çevrilmelerine ve küçümsenmelerine rağmen devam eden kararlı mücadele olarak sunuyor. 30 yıllık kural gereği 1997’de dönemin hükümet dokümanlarının açıklanması, kasabalarda hissedilen ihanet duygusunun derinliğini ortaya koydu. Belgeselin aktardığına göre, yeni seçilen Blair hükümeti fonu geri verdi; on yıl sonra da yeni çıkan Welsh Assembly, ödemeyi enflasyona göre ayarlayıp kasaya 2 milyon sterlin ekledi.

Belgesel, sonuç bölümünde önemli bir noktayı vurguluyor: kimse felaket için kişisel olarak hesap vermedi. Küratörsü eleştirel tonla, Aberfan’ın hatırlanmasının, tanıklığın sürdürülmesinin ahlaki bir görev olduğunu söylüyor ve olayı Hillsborough, Grenfell gibi daha sonra yaşanan ulusal utançlarla birlikte değerlendirerek bu tür felaketlerin tekrar olmaması için gerekli hesap sorma mekanizmalarının eksikliğine dikkat çekiyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön