Yeni western As Deep as the Grave için yayınlanan fragmanda, genç Val Kilmer’ın neredeyse kusursuz kopyası olarak sunulan bir AI temsili “Ölüden korkmayın — ve benden de korkmayın” diyor; yönetmen Coerte Voorhees’in amaçladığı bu görüntü, Kilmer’in mirasının onayıyla yapılmış olsa da tartışma yarattı ve yapay zeka ile yaratılan oyuncuların canlı oyuncuları gereksiz kılabileceği endişelerini gündeme taşıdı.
Fragmanın genişletilmiş görüntüsü, kaynağın tanımlamasıyla biraz robotik, sesini neredeyse unutmuş ve Kilmer’in karakteristik nüktedan ve sersem görünümünden uzakta bir portre çiziyor; Kilmer’in mirasçıları projenin onaylandığını söylese de ortaya çıkan doppelgänger bazı izleyicilerde tedirginlik uyandırdı.
Geçen yıl tanıtılan yapay zeka “starlet” Tilly Norwood da benzer tepkiler almış; bir tanıtım skeçindeki görünüşünün ardından Emily Blunt bunu “gerçekten, gerçekten korkutucu” olarak nitelendirdi. Norwood’un Misaligned adlı uzun metrajda yer alacağı duyurusu, teknoloji merkezli bir ajandanın istenmeyen bir şey dayattığı hissini güçlendirdi.
Endüstri içinden farklı sesler var. İngiliz VFX şirketi Framestore’un baş yaratıcı sorumlusu Tim Webber, tamamiyle AI ile üretilen bir oyuncunun içsel yaşamın karmaşıklığını yakalayamayacağı görüşünde: modellerin internet görüntülerinin pikselleri gibi dış yüzeyler üzerinde eğitildiğini, gerçek duyguyu vermenin çok daha uzak olduğunu söylüyor. Bu bakımdan AI oyunculuğu, performansın içinden geleni kazımaya çalışan yöntemlerin tersine, yüzeyin çoğaltılmasına yakın bir yol izliyor.
Öte yandan AI oyunculuğu hızla ilerliyor. Higgsfield AI, garip vadiden kurtulduklarını iddia ederek bu alandaki ilerlemeyi vurguluyor ve bu yıl tamamen AI ile üretilmiş iki uzun metraj yayınladıklarını belirtiyor: Hell Grind (95 dakika) ve The Cully Hill Boys (115 dakika). Higgsfield’in içerik yetkilisi Adil Alimzhanov, bu yeni sınırın sanatçılar için özgürleştirici olduğunu ve Hollywood yapım süreçlerini kısalttığını savunuyor; Hell Grind’in başrolü için kendi yüzünü kullandığını da söylüyor.
Higgsfield yapımlarının demo niteliği taşıdığı ve aynı zamanda şirketin AI araç setinin tanıtımı olduğu görülüyor. Hell Grind’de kullanılan Çin video-AI modeli Seedance 2.0’ın sınırlaması nedeniyle skate karakterlerin 15 saniyelik çekimde tek bir duyguyu verebildiği; üç ay sonra çıkan The Cully Hill Boys’un ise daha inandırıcı replik ve komik zamanlama gösterdiği anlatılıyor. The Cully Hill Boys’un baş üçlüsünün, gerçek hayattan Matt Kiatipis, Israel Adesanya ve livestreamer N3on’un benzerlikleriyle oluşturulduğu kaynağın aktardığı detaylar arasında.
Yapay zeka ile uzun metraj inşası iş akışını da değiştiriyor: senaryoyu yazan Tim Planagan’ın çalışması 30 saniyelik parçalara ayrılarak Seedance 2.5’le üretildi; karakterlerin sürekliliğini sağlamak üzere kapsamlı görsel “varlıklar” (boydan çekimler ve yüz yakın planları) oluşturuluyor ve her 30 saniyelik bölüm 4.000 kelimelik bir promptla (kısmen bir LLM tarafından üretilmiş) tanımlanıyor. Promplar tekrar tekrar düzeltilip sahne yeniden üretilerek ürkütücü vadinin aşılmasına çalışılıyor.
Yaratıcılar arasında iki ana yaklaşım öne çıkıyor: teknoloji merkezli ve insan merkezli. Zack London (Gossip Goblin) gibi yapımcılar, AI modelinin içsel durumu doğrudan anlayamayacağını, bu yüzden insan sesiyle kaydedilmiş diyalogları kullanıp animasyona uyarlandığını söylüyor; yöntemlerin daha çok “kukla”yu idare etmeye benzediğini belirtiyor. Tye Sheridan (Wonder Dynamics/Flow Studio) ise AI’nin demokratikleştirici potansiyeline inanmakla birlikte performansların insan çekirdeğini koruması gerektiğini vurguluyor. Framestore’da da benzer şekilde, geleneksel performanslara “dijital makyaj” uygulayan hibrit araçlar deneniyor.
Kapanışta makale, iki kamp arasındaki mücadelenin dışa dönük ile içe dönük performans anlayışlarının çatışması olduğunu; AI’nin daha çok biçimsel, çoğaltıcı bir yol sunduğunu, ancak hâlâ izleyiciyi cezbeden, gişesel talebin ve ekonomik gerekçenin kesinleşmediğini; ayrıca henüz teknolojinin olanaklarını hikâye formuna kristalize eden güçlü bir senaryo görülmediğini not ediyor. Yazı, sinemada yapay yıldızların kapıları açıldığında ortaya çıkabilecek kültürel manzaraya dair uyarıyı, Val Kilmer’in Tombstone’daki sözüne atıfla sonlandırıyor: “Gözlerin etrafında bana ... beni hatırlatan bir şey var. Eminim — nefret ediyorum ondan.”



