Nathan Fielder'in belgesel-kurmaca türündeki filmi You Can See Everything, A24 yapımı olarak gösterime girdikten iki hafta sonra ABD'de son 15 yılın en çok hasılat yapan belgeseli haline gelerek beklenmedik bir başarıya ulaştı. Film, Elizabeth Holmes'un masumiyetini kabul ettirip ettiremeyeceğini ve kamuoyunun ona nasıl baktığını sorguluyor; basın gösterimlerinde izleyiciler hem gülmeye hem de bazı karakterlerin iğrençliği karşısında tiksinmeye sevkedildi.
Film Lance Oppenheim ile ortak yönetildi ve ortaya çıkan tepki, Holmes olayıyla ilgili diğer medyaya olan ilgiyi de hızlandırdı: John Carreyrou'nun Bad Blood kitabı yeniden çok satanlar listelerine döndü; ABC News podcasti The Dropout dinleyici sayısında %900 artış bildirdi; aynı adlı Disney/Hulu TV dizisi izleyici sayısında %700 artış yaşadı ve IMDb'nin 'Most popular TV shows' listesinde 47. sıraya yükseldi.
The Dropout podcasti, Holmes'un genç yaşta 'self-made' milyarder olarak anıldığı günlerine dönüyor ve ilk bölümde Myth-Making başlığıyla onun Steve Jobs'vari imajı, sahte görülen bas sesi ve zengin yatırımcıları etkileme yeteneği anlatılıyor. Podcastte, Holmes'un parmak ucundan 'her türlü laboratuvar testini' çalıştırabildiğine dair iddiası ile bir tutanak kaydı arasında çarpıcı bir zıtlık sunuluyor; tutanakta Holmes, makinelerinin kaç testi yapabildiğini tam olarak bilmediğini söylüyor.
Televizyon uyarlaması The Dropout ise podcastin araştırmacı anlatısını daha fazla kurgu unsuru ve sahnelemeden geçirerek yeniden anlatıyor. Dizide Amanda Seyfried Holmes'u, Naveen Andrews ise Sunny Balwani'yi canlandırıyor; ilişkileri hem takıntılı hem de soğuk gözüktüğü için izleyicide tuhaf bir çekim yaratıyor. Haberde gerçek hayattan bir mesajlaşma örneği de aktarılıyor: Holmes'un Balwani'ye yazdığı duygusal ifadeye Balwani'nin 'OK' diye yanıt verdiği belirtiliyor.
Haberin kaynaklarında belirtilene göre hem podcast hem dizi ve belgeselde vurgulanan somut unsurlar Theranos'un teknoloji eksiklikleri, çalışanların konuşamamasıyla oluşan gözetim kültürü, şirketin kendi cihazları yerine üçüncü taraf makineler kullanması ve HIV, kanser gibi ciddi durumlar için yanlış pozitif sonuçlar üretilmesi gibi iddialar. Ayrıca şirketin eski baş bilim insanı Ian Gibbons'ın kendini öldürmesi de metinde yer alıyor; haberde bunun sorumluluğunu yalnızca Theranos'a yüklemenin sorumsuz olacağı da açıkça belirtiliyor.
Yazıda, Holmes vakasının dönemi 'dolandırıcılıkların altın çağı' olarak anılan başka skandallar (Anna Delvey, Fyre Festival vb.) ile bağlantılandırılıyor ve bu anlatının zamanla yeniden yazıldığı; Fielder ve Oppenheim'in You Can See Everything ile yapay zekâ ve yeni teknolojik ögeleri işin içine katarak Holmes'u yalnızca Silikon Vadisi'nin yıldızı değil, anne ve yakında hüküm giymiş bir kişi olarak ele aldıkları vurgulanıyor. Haberde filmden bir alıntı olarak Holmes'un "Dünya benim hakkımda doğru olmayan bir gerçekliğe inanıyor" sözleri aktarılıyor ve tüm bunların görmezden gelinmesinin zor olduğu notu düşülüyor.



