NME'ye göre Nocturne'de Stephen Graham'in canlandırdığı sadist seri katil Jurek Walter, dizinin karmaşık anlatısının merkezi ve izleyiciyi merakta bırakan en güçlü öğesi olarak öne çıkıyor. İlk bölümde, yüksek güvenlikli bir psikiyatri hastanesinde beton altına gömülü olsa da Walter'ın arkadaşını lavaboları birbirine bağlayan borular aracılığıyla intihara ikna ettiği sahne, karakterin sınırlardan bağımsız etkisini ve Graham'in ürpertici, ölçülü performansını doğrudan ortaya koyuyor.
Eser, "Lars Kepler" takma adıyla yayımlanan İskandinav noir romanından uyarlanmış; yaratıcı Rowan Joffé ise hikayeyi Stockholm'den küçük bir Pennsylvania kasabasına taşıyarak atmosfere yerel bir dokunuş katıyor. İnceleme, dizinin sezgisel olarak Mare Of Easttown, Silence Of The Lambs ve Prison Break gibi yapımlardan izler taşıdığını, temel fikirlerin bu örneklerin bir karışımı gibi okunabileceğini belirtiyor.
Konu ilerledikçe bir otoyolda yıllar önce kaybolmuş genç bir çocuğun, zincire bağlanıp karanlıkta tutulduktan sonra travmatik ve geçici görme kaybıyla geri dönmesi ana girdi oluşturuyor. Şerif Ellison (Bill Camp), bunun Walter ile bağlantılı olabileceğini düşünüyor; en büyük endişe ise aynı zamanda kaybolan kız kardeş Felicia'nın hâlâ bulunamaması ve muhtemel tehlike altında olması. Bu sebeple eski cinayet masası dedektifi Jonah Lynn (Liev Schreiber), Walter ile aralarında çözülmemiş meseleler olduğu için emeklilikten dönüyor.
Lynn’in yöntemi tamamen usulüne uygun değil; ayrıca FBI ajanı Saga Bauer (Zazie Beetz) da Lynn’in eski ortağının kızı olarak hastanede hemşirelerden Walter’ın mesajlarını öğrenebilmek için gizli görev üstleniyor. İlk bölümde, yeni gelen Karl (Rory Culkin) de Walter’ın iddialı etkisine kapılmakta gibi görünerek karakterler arasındaki manipülasyon ağını güçlendiriyor.
NME, dizinin kurgusunu "zekice ancak dolaşık" diye nitelendiriyor; özellikle ilk iki bölümde tempoda durgunluklar olduğuna ve karakterlerin bazen klişeye kaçtığına dikkat çekiliyor. Örnek olarak yüksek pozisyonlu FBO yöneticisi Quinn'in (Poorna Jagannathan) kariyer odaklı tutumunun çocuğunun vesayetini kaybetmesiyle özetlenmesi ve Schreiber’in canlandırdığı dedektifin eş ve kızının ölümüyle hesaplaşmamış olması veriliyor. İnceleme, bazı plot dönüşlerinin utanmazca melodramatik hissettirdiğini ve dizinin zaman zaman sıradan bir potboiler gibi algılanabildiğini söylüyor.
Buna karşılık, seri ilerledikçe klişelerin üstesinden geldiği; Chrissy Metz'in kayıp kızın annesi rolünde katma değer sağladığı ve yazarların bulmaca üzerine sabırlı bir güven göstermesinin diziyi güçlendirdiği kaydediliyor. Yazıda ayrıca dizinin isminin zamanla daha anlamlı hâle geldiği, Graham’in canlandırdığı karanlık figürle birlikte dizinin gecesel atmosferinin belirginleştiği vurgulanıyor.
Sonuç olarak NME, Nocturne'ün özgünlük noktasında tam anlamıyla yeni bir şey getirmediğini ama Stephen Graham’in ürkütücü performansı, bazı etkileyici oyunculuklar ve yazarların bulmacayı inşa etme sabrının diziyi izlemeye değer kıldığını belirtiyor. Yazıda ayrıca Nocturne'ün Apple TV+’ta 30 Ekim'den itibaren yayınlandığı bilgisi yer alıyor.



