The Guardian'daki incelemeye göre Blue Planet III, 100 yaşındaki David Attenborough'nun sunduğu yeni bir doğal tarih dizisi olarak izleyicide hem tanıdık bir huzur hem de güçlü anlar bırakıyor; yazar, diziyi bir dönüm noktası beklememek gerektiğini belirterek yine de "corker" olduğunu söylüyor ve programın kusursuz olmadığını ama rahatlatıcı bir tanıdıklık sunduğunu vurguluyor.
İnceleme ilk bölümden başlayarak somut bulgular aktarıyor: Batı Avustralya'daki Shark Bay'de deniz tabanında kaydedilen bir sahnede ekip, yunusların ağızlarında deniz süngerleri taşıma davranışının nedenini çözüyor; bunun arkasında son teknoloji uzak kameraların ustaca kullanımı, ilgili yunusun dikkatle kazanılması ve kameraman Alex'in bir kaplan köpekbalığı tarafından yenilme riskiyle karşı karşıya olmasının olduğu belirtiliyor; bu çözümün yapımın sonundaki yapım belgesinde gösterildiği aktarılıyor.
Kuzey Avustralya'da ise inceleme, kestane renkli köpekbalıklarının sadece sürü halinde avlanmadığını, aynı zamanda ringa balıklarını ürkütmemek için uyuyormuş gibi davranarak takım halinde büyük bir aldatmacaya başvurduklarını; böylece balıkları kıyıya doğru sürüp tuzağa düşürdüklerini ve birlikte ziyafet çektiklerini yazıyor.
Yazar, her büyük Attenborough yapımında olduğu gibi gergin bir ölme kovalamacasının gerektiğini belirterek bu bölüm için Brezilya'ya gidiyor: kaplumbağa ile köpekbalığı karşı karşıya geliyor; kaplumbağa beslenmek için derin sularda ot yerken yüzeye çıkmak zorunda kalıyor ve bu hareket köpekbalığının dikkatini çekiyor; hava drone'u ve kaplumbağanın sırtına takılmış bir kamera sayesinde kovalamaca tüm ayrıntılarıyla izleniyor, kaplumbağa sığlıklara doğru kaçıyor ve sert kabuğu sayesinde son anda köpekbalığının dişlerini savuşturuyor.
İnceleme, dizideki komik dokunuşlara da yer veriyor: Endonezya'da, iki tonlu desenleriyle pandomim kıyafeti andıran harlequin karides çiftinin, bir denizyıldızını yemeye çalışırken komik hareketler sergilediği; denizyıldızının bir kolunun iki karides tarafından koparıldığı anlatılıyor.
Brezilya mangrovları bölümünde ise yazar, hayvanların ilişki kurma sahnelerine yer veriyor; alçak gelgitte çamurun içinde tek büyük pençesini gururla sallayan bir fiddler yengeci ile yüzlerce diğer yalnız yengecin varlığı, rakibiyle kavga ederken dikkati dağılması ve ardından geçen bir kızıl ibisin onu yemesi gibi insanı hem güldüren hem de germeye yönelik anlar aktarılıyor.
Program her zaman ciddi konuları da işliyor ve inceleme, Blue Planet III'ün bu açıdan etkili olduğunu söylüyor: bir palyaço balığının anemonuna gösterdiği özenin bir ısı dalgası nedeniyle anemonun ve resifin yok oluşunu engelleyememesi, yapımda önce/sonra montajıyla çarpıcı biçimde gösteriliyor; Attenborough'nun, küçük balıkların evlerini korumadaki rollerine dikkat çektikten sonra "hep birlikte korumak için çalışırsak neler başarabileceğimizi hayal edin" türünde bir çağrıda bulunduğu belirtiliyor.
İnceleme, Blue Planet III'ü eskisi gibi bir kültürel dönüm noktası olmaktan ziyade yüksek kalitede, umutlu bir defans olarak değerlendiriyor; dizinin bazı tekrar eden motiflere düşse de izleyiciye sunduğu görüntüsel zenginlik, yeni keşifler ve yapım detaylarıyla değerli olduğu vurgulanıyor.



