The Guardian okurlarından gelen yanıtlar, bazı filmlerin teknik olarak korku türünde olmamasına rağmen izleyiciler tarafından neden hâlâ korkutucu bulunduğunu gösteren uzun bir liste sunuyor. Okuyucular her bir filmde kendilerini etkileyen sahneleri, temaları ve izleyiciye bıraktığı rahatsızlığı ayrıntılı şekilde aktarıyor; bu metin seçilen filmler ve okuyucu yorumlarının gerekçelerini sıralıyor.

Wiscot, A Short Film About Killing'deki taksi şoförü cinayeti ve idam sahnesini “tam anlamıyla dayanılmaz” bulduğunu anlatıyor; cinayet ve asılma yakın plan ve gerçek zamanlı gösteriliyor, mahkûmun son sigarasının bile tam olarak gösterilmesi izleyicide yoğun bir rahatsızlık yarattığını belirtiyor.

annarachel Aftersun için “korku değil ama korkunç derecede gergin” diyor; gece denize girme sahnesinde karakterin çıkmayacağından emin olduğunu ve izlemenin neredeyse katlanılmaz olduğunu ifade ediyor. JobsworthWilkins ise The Manchurian Candidate’daki beyin yıkama dizilerini örnek vererek, Angela Lansbury’yi izlerken hâlâ tüylerinin diken diken olduğunu anlatıyor.

AdamK, Lilya 4-Ever’in genç bir kızın baştan çıkarılma ve ardından insan ticaretine uğraması üzerinden ilerleyen, izleyiciyi içten içe tüketen sert ve sarsıcı bir deneyim olduğunu; filmin “boşluk” ve insanlıktan iğrenme duygusu bıraktığını yazıyor. RishiSambora ise Melancholia’yı varoluşsal yok oluş dehşetini lirik ve güzel bir biçimde çağrıştırdığı için özellikle sarsıcı bulduğunu belirtiyor.

appealforsanity Salvation adlı filmin köy klan çatışmaları, hurafe ve kitle deliliğiyle bir karizmatik kişinin başkalarını insanlıktan çıkarma potansiyelini, kitlesel katliam sonuçlarıyla birlikte korkutucu biçimde sunduğunu yazıyor; bu okuyucu ayrıca filmin yaklaşık olarak 2009’daki Bilge’deki gerçek bir katliamdan esinlenildiğini de hatırlatıyor.

materofvirii, The Truman Show’u “en iyi korku-olmayan korku” örneklerinden biri olarak tanımlıyor; hayatınızın her anının izlendiği, arkadaşlarınızın ve ailenizin yalan olabileceği fikrinin ve hatta gökyüzünün sahte olmasının yarattığı paranoyanın filmin özünde olduğunu ve dijital çağın korkularıyla zamanından önce yüzleştiğini söylüyor.

Watership Down hakkında iki okuyucu (Wrighthanes ve Flowerpotty) çocukken salon deneyimlerini anlatarak tavşanların gazlanmış ve tıkanmış yuvalarda ezildiği, kanlı gözlerin ve çaresiz nefes alışların uzun süreli travma bıraktığını aktarıyor; bu film birçok okur için sinemada kalıcı bir etkide bulunduğunu belirtiyor. Rabbigator ve cantgettakick ise Wake in Fright’in kırsal Avustralya kasabasının karanlık yanını, alkolle zehirlenmiş çehresini ve sonunun tam bir karamsarlık olduğunu vurguluyor. boavisteiro ise Never Let Me Go’nun alternatif gerçeklik kurgusunun merkezindeki kader kabulünün temel olarak korkutucu olduğunu ve filmin hâlâ zihninde yer ettiğini yazıyor.

vammyp, işaret diliyle ve altyazısız anlatılan Ukrayna yapımı The Tribe’ı özellikle sarsıcı ve yıkıcı bulduğunu; RobRoy1975 United 93’ün gerçek olayların sıradanlığı ve bilinen sonucun getirdiği yoğun dehşeti artırdığını, filmin sonrasında dinlenme ihtiyacı doğurduğunu aktarıyor. getoutofmydreams Compliance örneğini, bir şaka telefonuyla bir fast food görev yöneticisinin inanılmaz derecede kötü şeyler yapmaya ikna edilmesini gösterdiği için rahatsız edici ve izlenmesi değer bir vaka olarak paylaşıyor; okuyucu, bunun gerçek olayların temsili olduğunu ekliyor. 1AngryMan Yellow Submarine’ın animasyon tarzını ve insanları taşa dönmüş, yine de gözlerinden yaş akan figürlerle göstermesini ürkütücü bulduğunu söylüyor. TheManWithoutFear Goodfellas’ı sinemada ilk Scorsese deneyimi olarak hatırlayıp, filmin kendisini korkuttuğunu ifade ediyor. penny_lane00 Kiss Me Deadly’i nükleer kaygıların noir’deki son noktaya taşınması ve kozmik bir dehşet haline gelmesiyle unutulmaz kıldığı görüşünü paylaşıyor. lilactime Dreams of a Life’ı Joyce Vincent’in evinde neredeyse üç yıl boyunca ölümünün fark edilmemesi üzerinden sosyal izolasyonun gizli dehşetini vurgulayan üzücü ve tahrip edici bir yapım olarak tanımlıyor. Son olarak BobManchesterCT, Blue Velvet’te Dennis Hopper’ın Frank Booth karakterini ekranda gördüğü her anın gerilim yarattığını; karakterin gazlı oksit kullanımından sonra sergilediği şiddet ve kötücülüğün izleyicide sürekli bir tedirginlik bıraktığını aktarıyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön