Salman Toor’un Londra Courtauld Gallery’de açılacak 'Someone Like You' sergisi, sanatçının queer Güney Asyalı erkekleri merkezine alan yağlı boya çalışmalarından seçkilerle sunuluyor; sergi 2 Ekim–10 Ocak tarihleri arasında gösterilecek ve Toor eserleri küratör Elena Crippa ile birlikte seçtiğini söylüyor. Toor röportajında, kahverengi kahramanların “yan hikâye” değil ana hikâye olması gerektiğini vurguluyor ve bu figürlerin sevimli, seksi ve görünürleşmesini önemsediğini belirtiyor.
Toor’un zengin, figüratif yağlı boya dili Avrupa eski ustaları ile Hint Mughal minyatürlerini echo edip altüst ediyor; son on yılda göç, arzu, güç ve cinsellik etrafında yeniden kurduğu anlatılar onu New Yorker tarafından “uluslararası bir sanat yıldızı”, New York Times tarafından kuşağının en ilginç ressamlarından biri olarak tanımlattı. Solo müze sergileri New York, Baltimore ve Pekin’de ilgi görmüş; ayrıca Kasım 2022’de Sotheby’s’te Four Friends tablosu 1,2 milyon dolara satıldı ve Time onu etkili sanat insanları listesine aldı.
Sanatçının son yedi yılda ürettiği eserler büyük ölçüde zümrüt yeşili palet ve açıkça eşcinsel temalar içeriyor; Toor bu yeşili hem çekici hem zehirli, atmosferik ve içe doğru gidilen bir alan olarak tanımlıyor. Kendi ifadesine göre resimleri göç, özgür dünyaya geçiş eşikleri ve aidiyet arayışına dair imgeler barındırıyor; bu dönemde Amerikan vatandaşlığı da kazandığını söylüyor.
Toor, ilk sanat gezilerinde Courtauld’u, Rubens ve Van Dyck gibi ustaları inceleyerek ilham aldığını anlatıyor; Manet’nin A Bar at the Folies-Bergère tablosu onun için belirleyici bir çözüm kaynağıymış ve 2019 tarihli The Bar on East 13th çalışmasıyla Manet’e bir göndermede bulunup sahneyi New York’un East Village’ına taşıdı. O dönem kendini özgür hissettiğini ama aynı zamanda konservatif kökenlerden gelmesi nedeniyle çevrimiçi tehditler ve olumsuz mesajlar aldığını da dile getiriyor.
Kişisel geçmişine ilişkin olarak Toor, Lahor’da orta sınıf bir Müslüman ailede doğduğunu, sanatla Aitchison College’da tanıştığını ve 2002’de ABD’ye taşındığını aktarıyor; Ohio ve sonra Pratt Institute’dan yüksek lisansla mezun olduktan sonra New York’ta yerleştiğini anlatıyor. Şu an New York’ta müzisyen partneri Ali Sethi ile yaşıyor ve kentin Güney Asya ile Orta Doğu topluluklarında gözle görülür bir enerji yükselişi olduğunu, bunun da kendisini heyecanlandırdığını söylüyor.
Röportajda Toor, Zohran Mamdani ile ilgili bir ayrıntıyı da paylaşıyor: Mamdani’nin annesi yönetmen Mira Nair’in isteğiyle 2007’de Mamdani’nin portresini yaptığını, grup portresinin beklenildiği gibi çıkmadığını ve evde saklandığını, bireysel portreninse daha iyi olduğunu ve aile evinde bulunduğunu anlatıyor. Mamdani’nin belediye başkanlığı konusuna ilişkin ayrıntılı yorum yapmaktan kaçınıyor ancak bu dönemin kentteki sanatçı çevrelerine bir güven aşıladığını ifade ediyor.
Toor siyasi ve sanatsal kaygılara da müdahil oluyor: Doron Langberg ile birlikte küratörlüğünü yaptığı In a Free State adlı sergi, küresel siyasi dehşetin yarattığı yaratıcı tıkanıklığa yanıt olarak ortaya çıkmış; Toor beş aylık bir dönemde figür resimleri yapamaz hale geldiğini, bu sergiyle kaotik ve yabancılaşmış bir zamanı görselleştirmeyi amaçladığını söylüyor. Ayrıca, sanat ve siyasete dair insanların taşıdığı sinizme de değinmek istediğini belirtiyor.
Sergi sonrası üretime döndüğünde stüdyosunda birçok eskiz ve yarım kalmış çalışma olduğunu aktarıyor: dikleşmiş penis resmi denemesi, fallik bir hava menfezini tamir eden işçilerin büyük resmi, köpek çizimleri ve Columbia Üniversitesi öğrencisi Mahmoud Khalil’in portresi bunlardan bazıları. Khalil, Trump yönetiminin Filistin yanlısı söyleme yönelik baskısının sembollerinden biri olmuş ve Toor, Khalil’in etkili bir konuşmasını gördükten sonra onu resmetmeye ilham bulduğunu söylüyor. Röportajın sonunda Toor, yeni dönemde görünürleşen 'kahverengi erkeklerin' cesur, komik ve seksi olduğunu vurgulayarak Batı’nın bununla alışması gerektiğini ifade ediyor.

