Amanprit Arnold’un başlattığı DeafCity Hub kampanyası, Westminster şehir konseyi ve Oxford Street Development Corporation ile yapılan bir ortaklık sayesinde bir yıllık “meanwhile” (yeniden geliştirmeye kadar bekleyen) bir mekân elde etti; amaç, DeafSpace ilkelerine göre tasarlanmış, işbirliğine ve sanata ayrılmış bir co-working ve kültür alanı yaratarak Britanya’daki Deaf topluluğu için kalıcı bir merkez ihtiyacını kanıtlamak.

Arnold kendisini büyük D ile Deaf olarak tanımlıyor; Londra’da kendisine özel tasarlanmış bir mekân olmadığını söylüyor ve kapalı mekânlardaki kötü akustik nedeniyle kafe terasında buluşmayı tercih ediyor. Haberde, Birleşik Krallık’ta işitme sorunları yaşayan 18 milyon kişiden söz edilse de Deaf bireylerin mekân ve yerleşim açısından sık sık dışlanmış hissettikleri vurgulanıyor.

Medya görünürlüğünün arttığına dair örnekler veriliyor: Rose Ayling‑Ellis’in Strictly Come Dancing zaferi, Gladiators yeniden yapımındaki Fury, Sound of Metal ve Oscar’lı Coda gibi filmler ile işaret dili tercümanlarının performanslarının viral olması gibi gelişmeler anılsa da, kaynak metni Birleşik Krallık’ta Deaf sanatları için ayrılmış kalıcı bir merkezin hâlâ bulunmadığını belirtiyor.

DeafCity Hub, DeafSpace adı verilen işitme ve görsel iletişim ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş mimari yönergelerle ya yeni bir binayı uyarlamayı ya da uygun bir mekân yaratmayı hedefliyor. DeafSpace ilkeleri; geniş koridor ve merdivenler, doğal ışık ve yorgunluğu azaltan yumuşak renkler, görüş hatlarını iyileştirmek için stratejik cam ve aynalar ve dairesel oturma düzenlerini içeriyor; bu tür mekânlar büyük grupların ellerini ve yüzlerini görerek iletişim kurmasını kolaylaştırıyor.

Kampanyanın elde ettiği bir yıllık “meanwhile” mekânı, Arnold’a bu tür bir merkezin ihtiyaç duyulduğunu göstermesi için pratik bir fırsat veriyor; kaynak metin bu mekânın yeniden geliştirme bekleyen bir bina olduğunu ve bunun DeafCity Hub fikrini geliştirmek için bir kuluçka ortamı olarak işlev göreceğini aktarıyor.

Arnold’un mesleği kentsel planlama ve strateji. Kendi tasarım ajansı Disability Urbanism aracılığıyla erişilebilirlik konusunda çalışıyor ve kent plancıları ile gayrimenkul geliştiricilere engelli bireyler için daha davetkâr ortamlar yaratma konusunda danışmanlık yapıyor. Haberde ayrıca Arnold’un ailesinde aktivizm geçmişi olduğu; babasının ve büyükbabasının kamu hizmeti ve hak mücadelesi geçmişlerine dair notlar yer alıyor.

Proje, 1986’da planlanan ve gerçekleşmeyen Uluslararası Deaf Kültür Merkezi fikrinin bir canlandırması olarak görülüyor; Arnold elindeki 1980’lere ait plan, afiş ve mimarinin özgün krokilerini inceliyor ve bu materyallerde tarihçe arşivi, tiyatro ve sergi mekânı, bar, sessiz oda ve hatta bir hostelin tasarlandığına dikkat çekiyor. Bu eski planları incelerken Gallaudet Üniversitesi’nin kuruluşuyla bağlantılı ve aktivistler arasında yaygınlaşan "Dünyayı gezip kültürleri öğreniriz... Artık kendi ülkemiz var" türündeki ifadeyi hatırladığını söylüyor.

Haberde DeafCity Hub’ın yalnızca Deaf kültürünü kutlayacak bir mekân olmasının ötesinde sözlü dil kültürüne erişimi kolaylaştırmayı da hedeflediği belirtiliyor; örneğin tiyatro ve sinema kurumlarının erişilebilirlik sayfalarında bilgiler bulunsa da tercümanlı gösterimlerin nadir olduğu ve genellikle mesai saatleri içinde, sınırlı programlarda sunulduğu vurgulanıyor. Ayrıca DeafSpace ilkelerine göre tasarlanmış kamu binalarına örnek olarak London College of Fashion’ın East Bank kampüsünün verdiği ferah ve geniş his anılıyor.

Projeyle ilgili zorluklar da kaynak metinde yer alıyor: Birleşik Krallık’ta bugün yalnızca 22 işitme engelli okulunun kaldığı; 1980’lerin başında bu sayının 75 olduğu; bunun arkasındaki nedenler arasında bütçe kesintileri, yerel yönetim politikaları ve koklear implantların yaygınlaşmasının etkili olduğu belirtiliyor. Arnold, koklear implantların yaygınlaşmasının Deaf kültürünü yok sayma riski yaratabileceğini düşünerek Deaf Gain kavramını ve Deaf kültürünün korunmasının önemini vurguluyor. Kalıcı bir mekân için finansman ve bir geliştirici ortağa ihtiyaç olduğunu, başarılı olunması halinde Londra’daki merkezin uluslararası bir hub ağı için pilot olabileceğini ve bunun için yatırım gerektiğini söylüyor; ayrıca önümüzdeki 12 ay içinde fikri geliştirmek ve kanıtlamak için yoğun bir çaba sarf edeceğini belirtiyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön