Madness’in 1970'lerin kirli Londra’sını bir zaman kapsülü gibi sunan, grubun kökenlerini yarı-kurgu bir dille anlattığı Take It or Leave It filmi, yapılan yeni 4K restorasyonla tekrar keşfe hazır hale getirildi. The Guardian’a konuşan yapım ekibi ve grup üyeleri, filmin Mart 1981’de grubun gençlik mekanlarında çekildiğini; filmin hem grubun ‘nuttiness’ tarafını hem de çalışkan sınıf gerçekliğini yakalamaya çalıştığını anlatıyor.

Filmin fikir babası Stiff Records’un patronu Dave Robinson’dı. 1979’da Madness için düzenlenen çekişmeden galip çıkan Robinson, grubun prodüktörlüğünü üstlenirken onlara ‘Uncle Dave’ diye seslenildiğini hatırlıyor. Robinson, grubun sahne enerjisinin video ve film formatında işe yarayacağını sezdi; daha önce Chuck Statler ile yapılan kısa, ucuz ve yaratıcı kliplerin ardından Robinson 1980’de My Girl için daha da hızlı bir çekim yöntemi uyguladı.

Robinson, filmin bütçesinin önemli bir kısmını kendi karşılarken grup üyeleri ve menajer John “Kelloggs” Kalinowski’den de kişi başı 20.000 sterlin aldığını söylüyor. Set başladığında karşılaştığı “50 adamın bacon sandviç yediği” bir birliktelik yerine, Robinson çekimleri kendi tarzıyla, “smash-and-grab, gerilla film” yöntemleriyle sürdürdü; çeşitli ekip üyelerini ödemeyle gönderip daha hızlı, kayıt dışı bir çekim düzeni kurduğunu aktarıyor.

Çekim anekdotları filmin ruhunu gösteriyor: Lee Thompson’un uçan saksafon fikrinde Robinson’un forklift ve tel düzeni ayarlaması; takip çekimlerinin el arabası veya bisikletle yapılması; yüksekten görüntülerin merdivene asılan birinin yardımıyla alınması gibi pratik çözümler, filmin gerilla sinemacılığı yaklaşımını ortaya koyuyor. Çoğu mekan için izin alınmadığı, “yeterince hızlı yapınca durdurulamayacağınız” bir zihniyetle hareket edildiği de vurgulanıyor.

Müzik olarak grup hem Elvis ve Fats Domino gibi isimleri kasıtlı olarak 'kötü' çalarak erken halleriyle ilişkili bir kaba estetik verdi, hem de filmde kendi şarkılarını ve Don’t Look Back gibi yeni parçalarını kullandı. Robinson set öncesi grup üyelerinin erken günlerini 30 sahneye indirgeyip, bunları deneyimli ama doğal oyuncularla birlikte ad-lib tarzında canlandırmalarına izin verdi; bu yaklaşım filmi belgesel-benzeri, gerçek olaylara yakın kıldı.

Filmin ilk 20 dakikasının siyah-beyaz olması, grubun geç 70’ler Londra’sını karanlık ve gerçekçi hissetme çabasının parçasıydı. Bazı sahneler bütçe ya da imaj endişeleri nedeniyle gerçekleşmedi: örneğin bir gece sonrasında sokakların marshmallow’a dönüşmesi fikri bütçe ve grubun aile dostu imajı yüzünden rafa kalktı. Buna karşın bir sahnede Thompson’un bir kamyona girip alçak bir köprüyü aşmaya çalıştığı bölüm, komik zamanlama açısından öne çıkan anlardan biri sayılıyor.

Filmin anlatısında grup üyelerinin sokak yaşamı, yoksunluk ve adım adım bir araya gelmenin zorlukları öne çıkıyor: çalınmış saksafon, Suggs’in devamsızlık sorunu ve sosyal hizmetlerin ilgisi, tuvalette skinhead saldırısı gibi gerçek riskler filmde yer alıyor. Robinson’ın daha sonra DVD için yaptığı yorumda, “sistemin içi iyi ama sadece gülmeyi seven gençlerle ne yapacağını bilemediğini” söylemesi ve “Madness’te olmak bu çocukların bazılarının hapse girmesini engelledi” biçimindeki değerlendirmesi filmin toplumsal bağlamını vurguluyor.

Çekimler planlanandan uzun sürdü; bellekler arasında bir hafta ile bir ay arasında farklı süreler geçerken, Robinson ortada bir kırılma yaşayıp ayağını kırdıktan sonra bile projeyi tamamladığını belirtiyor. Filmin dağıtımı zayıf kaldı: Guardian eleştirmeni Derek Malcolm’un olumlu değerlendirmesine ve VHS satışlarının hayranlar tarafından iyi olmasına rağmen film sinemalarda hızla unutuldu ve kaynak, gösteriminin Camden’de tek bir sinemayla sınırlı kaldığını aktarıyor. Birkaç yıl sonra grubun The Young Ones’taki konukluğu sonrası Ben Elton ve Richard Curtis bir Madness dizisi denemesi çekse de, Mike’ın gruptan ayrılması projenin rafa kalkmasına yol açtı.

Günümüze dair notlar da var: Robinson hâlâ etkin, çeşitli yardım konserleri organize ediyor; Madness 2023’te 12. albümlerini çıkardı ve yakın zamanda yaz turnesini tamamladı. Restorasyon, grup üyelerini geçmişlerine ve çekim anılarına yeniden bakmaya zorladı; Mike Barson gerçeğin ve filmin anlattıklarının iç içe geçtiğini, bazı anıları hatırlarken filmin görüntülerinin araya girdiğini söylüyor. Grup üyeleri, bitmiş filmle ilgili başlangıçtaki hayal kırıklıklarının zamanla yerini nostalji ve gurura bıraktığını; birbirlerine duydukları bağlılığı ve filmin ekranda kendi hikâyelerini görmekten doğan duyguyu ifade ediyorlar.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön