Kate Mosse’un yeni kitabı Autumn, yazarın West Sussex’e olan bağlılığını ve “ev manzarası” temalı bir dizinin parçası olarak kişisel bağlarını ortaya koymasını konu alıyor. Yazı, Mosse’un çocukluğunu geçirdiği Fishbourne ve şu anda yaşadığı Chichester çevresindeki anılarla bölgenin tarihini ve folklorunu harmanlayarak kitabın ana gelişimini okura aktarıyor.
Mosse’un hayatına dair anlatıda, Chichester’de A-level sınavlarına hazırlanırken eşini tanıdığı; 17 yaşında kentin yıllık Sloe Fair etkinliğinde el ele yürüdükleri ve 40. yaşını 23 yıl sonra yine orada, çocuklarıyla birlikte kutladıkları gibi kişisel ayrıntılar veriliyor. Bugün aile, kocasının 90’lı yaşlardaki annesi Granny Rosie ile birlikte yaşıyor; Granny Rosie, süpermarketin bulunduğu tarlalarda bir zamanlar sığırların güdüldüğünü hatırlıyor.
Kitabın odak noktası, Granny Rosie’nin gençliğinde “günlük yaşamın her parçasında gelenek ile doğa arasındaki bağın mevcut olduğu” anlayışıyla özetlenen doğa ve gelenek bağlantısı. Mosse’un hayatının neredeyse 65 yılını Sussex’te geçirdiği metinde vurgulanıyor; bu bölge, yazarın Languedoc üçlemesine ilham veren Carcassonne’da geçirdiği zamandan ayrı olarak, manzara, tarih ve anlatı birleşimini tatlandıran bir kaynak olarak betimleniyor.
Mosse’un Sussex’e dair anıları, bölgenin florası ve halk inançlarıyla örülüyor: meşe ağaçları altında yürürken eskiden meşelerin yol işaretleri gibi kullanıldığını hayal ediyor ve bahçesinde Romalıların yabani siklameni “toprak trüfü” diye adlandırdığını aktarıyor; bazı anlatım bölümlerinde gezi rehberi tadı sezilse de yazarın detaylardan aldığı saf keyif metnin sıcaklığını besliyor.
Yazıda Sussex’in diğer yazarlar üzerindeki etkileri de sıralanıyor. William Blake’in Felpham’da Jerusalem’i taslak hale getirdiği; bir sarhoş askeri bahçesinden attığı için Chichester’de vatana isyana ilişkin yargılandığı ancak beraat ettiği, bunun ardından Sussex’e bir daha hiç ayak basmadığı anekdotu; John Keats’in Chichester mimarisinden etkilenerek The Eve of St Agnes’i yazması; Hilaire Belloc’un bölgenin gayriresmi şair laureatı oluşu ve James Joyce’un Finnegans Wake’i yazarken Bognor Regis’te yaşaması gibi örnekler veriliyor.
Metin Rudyard Kipling’e de geniş yer ayırıyor: Kipling’in Kim’i Sussex’te yaşarken yazdığı, Just So Stories’in hemen sonrasında geldiği ve 1906’da Burwash köyünü Puck of Pook’s Hill için mekân olarak kullandığı belirtiliyor. Mosse, Kipling tarzında anılarını bronz çağ kampı, demir çağı kaleleri, bataklıklar, düzlükler ve Devil’s Dyke gibi peyzaj öğeleriyle örerek bölgenin kırsalını ve efsanelerini kişisel hafızayla iç içe geçiriyor.
Kitap boyunca Mosse, son derece şahsi anekdotlarla mevsimin geçişine odaklanıyor: sonbaharı bir geçiş mevsimi olarak ciddiye aldığını, ilkokulun ilk gününü “Dört, beşe doğru” ifadesiyle hatırladığını; cadılar bayramı hayaletleri, Lewes’teki Bonfire Night ve Hasat festivali hatıraları aracılığıyla mevsimin ritüellerini takip ettiğini anlatıyor. Kasım sonuna gelindiğinde ise Autumn, yazar için bir tür hasat duygusu kazanıyor; Mosse sonbaharı “ev armağanı” olarak görüyor ve “sadece burada olmanın verdiği keyfi yakalamak için derin bir nefes alıyorum” diye yazıyor.



