The Guardian'ın haberine göre 101 yaşındaki Amerikalı sanatçı Ce Roser, New York'taki evinden yapılan bağlantıda konuşurken bu ay Londra'daki VeneKlasen galerisinde Avrupa'daki ilk sergisini açarak kendi tarihini yazıyor; Roser aynı zamanda 1970'lerin başında kadın sanatçıların görünürlüğü için sokağa çıkan Women in the Arts Foundation'ın kurucu isimlerinden biri olarak anılıyor.

Roser, 1971'de Linda Nochlin'in tartışma yaratan makalesinin ardından bir araya gelen sanatçılarla New York'ta yaptığı toplantının Women in the Arts Foundation'ı doğurduğunu anlatıyor. İlk toplantılar küçük bir grupla başladı; üçüncü toplantıda Elaine de Kooning'in stüdyosunu açmasıyla katılım arttı ve grubun gösteri yapmaya karar verdiği aktarılıyor.

Roser, gösterilerin neşeli ama kararlı bir tonda yürütüldüğünü; Joan Mitchell'in uçağından inip geldiğini, Louise Bourgeois'ın MoMA önünde "NO" yazılı büyük bir bez tuttuğunu ve Pat Passlof'un "MoMa loves Papa" yazan bir pankart taşıdığını aktarıyor. Göstericilerin dans edip sokakları kapattığını, bir sanatçının babasının polis olması nedeniyle 53. Cadde'nin kapatılmasından faydalandıklarını anlatıyor.

Bu eylemlerin doğrudan sonucu olarak, 1973'te New York Cultural Center kadın sanatçılar tarafından küratörlüğü yapılan ve sanatçıların birbirini aday göstermesi esasına dayanan demokratik bir seçki sistemiyle hazırlanan Women Choose Women sergisine ev sahipliği yaptı. Roser, yedi seçiciden biriydi; sergi 111 sanatçıyı içeriyordu ve haberde bu girişimin kadınlara sanat dünyasında kalıcı bir pay vaat ettiği belirtiliyor.

Kişisel geçmişine dair aktarılanlar, Roser'in üçüncü kuşak Amerikalı olduğunu, Çinli göçmen çiftçinin torunu olduğunu ve ailesinin Kaliforniya'da biralarını yetiştirdiği bir çiftlik geçmişine sahip olduğunu gösteriyor. Ailesinin eğitimli olduğunu, ebeveynlerinin üniversitede tanıştığını ve kendisinin altı çocuk arasında ikinci olduğunu söylüyor. Çocukluğunda şiir ezberlemeye para ödeyen ve masada boyalarla susturan bir annenin etkisiyle sanatla erken yaşta tanıştığını anlatıyor.

Roser, 19 yaşında ABD elçiliğinin bilgi bölümünde çalışırken kocasıyla tanıştığını, 21'inde evlendiğini ve dış görevler sırasında eşinin diplomat olması nedeniyle yabancı görevli eşlerine getirilen kısıtlamalarla karşılaştığını aktarıyor. Manila'daki görevlendirmede bir arkadaşının verdiği boya setiyle yaptığı tablonun satılmasının ona resim yapmanın mümkün olduğunu gösterdiğini söylüyor.

Geç 1940'larda Berlin Sanat Akademisi'ne katılıp Hans Uhlmann'ın öğrencisi olduğunu, Uhlmann'ın çalışmalarında gerçeği soyutlamaya ve soyutu gerçeğe döndürmeye yönelik alıştırmalar yaptırdığını, Uhlmann'ın "Resim yaparken çok kesin ol, tereddüt etme. Yap." öğüdünü özellikle benimsediğini anlatıyor. Japon ustası Nankoku Hidai'dan fırça kullanımında kolu kullanmayı öğrendiğini ve şiirin fırça darbeleriyle iç içe geçtiğini söylüyor.

New York'taki Hudson Nehri'ne bakan stüdyosunda 70 yılı aşkın süredir çalıştığını belirten Roser, hâlâ üretmeye devam ettiğini; zaman zaman günde iki üç tablo yaptığını ve protesto ettikleri New York kurumlarında eserlerinin saklı olduğunu ifade ediyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön