The Guardian'ın incelemesine göre Gagosian tarafından düzenlenen René Magritte sergisi, sanatçının sürrealist dehalarını örnek eserlerle ortaya koyarken bazı güncel eşleştirmelerde zayıf kaldığını gösteriyor. Sergi, Magritte'in hem son derece ustaca hem de kasten kaba üslupta yapılmış işleri bir araya getirerek izleyicide hem hayranlık hem de şaşkınlık uyandırıyor.
İncelemede vurgulanan erken dönem parçalardan biri, puf beyaz bulutların yer aldığı ve uzun süre akılda kalan bir tablo; görünüşte doğayla yakından ilişkili, Gainsborough, Constable veya Hockney tarzı bir gözlem gibi duran bu eser, başlığı The Curse (Lanet) ile izleyicinin algısını aniden altüst ediyor. Yazar, Magritte'in bazen kasıtlı olarak banal görünen bir üslup kullandığı düşüncesini reddediyor ve bu bulut tablosunun gölgeleme ve ışık kullanımı bakımından ne kadar incelikli olduğunu belirtiyor.
Magritte'in simgeciliğe ve Freudcu yorumlara yönelik alaycı yaklaşımı da incelemede öne çıkıyor. 1936 tarihli otoportre The Philosopher’s Lamp, burnun pipoya dönüşmesi, mumun masa ayağı etrafında kıvrılması gibi absürt unsurlarla psikanalitik yorumları hicvediyor; yazar bunun Magritte'in sembolleri fazla mantıksal okumaya tabi tutan psikanaliz ve sürrealizmi ti'ye alması olduğunu yazıyor.
Sergide yer alan önemli bir başka çalışma ise 1935 tarihli The Interpretation of Dreams (La Clef des Songes). Eser, Freud'un kitabının İngilizce başlığına bağlanıyor ve Jasper Johns tarafından ödünç verilen bu tablo dört ayrı bölümde birbiriyle çelişen etiketlemeler sunuyor: bir at başı “the door” (kapı), bir saat “the wind” (rüzgâr), beyaz bir sürahi “the bird” (kuş) ve sağ altta doğru tanımlanmış bir valiz (“the valise”). İnceleme, valizin doğru tanımlanmasının eseri gerçeklik yıkımına yakın ve rahatsız edici kıldığını, Magritte'in rüya imgelerinin tamamen çözümlenemeyeceği mesajını verdiğini aktarıyor.
Magritte'in rüya ve kabus imgelerini hatırlamada bir sakınca görmediği belirtiliyor: The Pleasure adlı çalışmada bir kızın bir kuşu yediği, The Listening Room'da ise dev bir elmanın mekânı tamamen doldurduğu betimleniyor. Yazar, bu tür imgelerin güncel sanat pratikleriyle de ilişkisinin kurulduğunu; örneğin mekânı dolduran elmanın günümüz enstalasyonlarına yankı verdiğini yazıyor.
Çağdaş eşleştirme ve eleştiri
İnceleme, serginin Magritte ile birlikte sergilenen 21. yüzyıl sanatçılarının seçimini eleştiriyor. Jeff Koons’un bir tren ve Aqualung adlı işleri, Sarah Lucas’ın sarkık bir çıplak figürü ve Isabelle Albuquerque’nin oyuncak ayılarla etkileşime giren ahşap heykeli yazar tarafından Magritte’in paradokslarıyla karşılaştırıldığında tek boyutlu bulunuyor. Gagosian'ın ödünç eserleri başarılı şekilde temin ettiğini kabul eden yazar, galerinin çağdaş eşleştirmelerinin ticari, yüzeysel bir düzeye indiğini savunuyor.
Sergideki şaşırtıcı anlardan biri ise yazarın “çöp” diye nitelediği, üç ayrı bacağın bağımsız bir şekilde yürüdüğü karikatürize bir çalışmanın imzasının Magritte'e ait olduğunun anlaşılması. Bu ve benzeri parlak renkli, kasıtlı olarak kaba işler Magritte'in “Vache” (inek) dönemi ürünleri olarak tanımlanıyor; sanatçının aileyi, arkadaşları ve hayranlarını kızdırmak amacıyla kasten kötü resimler yaptığı bu dönem, incelemede Magritte'in hem teknik ustalığını hem de alaycılığını gösteren bir örnek olarak sunuluyor.
Yazar, Magritte'in istediğinde Jan van Eyck gibi ince işçilik sergileyebildiğini, ancak bazen kasıtlı olarak sığ ve beceriksiz görünümlü işler yapmayı tercih ettiğini; bunun da sanatçının hiçbir şeye, hatta sanata bile tam saygı göstermediğini düşündürdüğünü belirterek yazısını bitiriyor.



