The Guardian yazarı, Middlesbrough Institute of Modern Art (MIMA)’da sergilenen Turner Prize 2026 seçkisinin kendisi için asıl heyecanını Kira Freije’nin çalışmasında bulduğunu belirterek başlıyor; Freije’nin 33 hayat büyüklüğündeki steampunk sibernetik heykellerinden oluşan kurulumu sergide ayrı bir kata konulmuş ve eleştirmen için yılın en etkileyici işi olarak öne çıkıyor.
Freije’nin bölümü, diğer üç kısa liste sanatçısından yüksek bir merdivenle ayrılmış; yazar buna, sergideki ince su sisi nedeniyle böyle bir ayrım yapıldığını ama bunun aynı zamanda bir ifade olduğunu söylüyor. Freije’nin eserleri, tek tek anlamlı heykeller olarak duruyor ama birlikte buharlaşmış, kıyametvari bir enkaza dönüşerek izleyicide kendi düzeyinde bir etki ve yankı yaratıyor.
Yazarın betimlemesine göre Freije’nin figürlerinde tek tamamen insan olan unsurlar yüzler ve eller; gövdeler boş çerçeveler, et yerine sert metaller, kemik ve ruhun yerine mekanik yapılar konmuş; yaşam-kalıplarıyla alınmış yüzler izleyicide empati uyandırıyor. İzleyici bu figürlerin arasında dolaşıp acılı yüzlere bakabiliyor; yerde yatan bir figür diğerinin çelik bileğini tutuyor. Sergi, insanlığın makinede bir hayalet olarak kaldığı hissini veriyor.
Ortama ilişkin somut ayrıntılar da metinde yer alıyor: paslı kovalarla kötü kokulu sıvılar, paslı bir kanepe ve bronzumsu buğulu bir ışıltı; şiirsel değil, gündelik, “bu parlak gelecek değil, şu an yaşadığımız hali” duygusu vurgulanıyor. Freije’nin figürlerinin birbirine şefkat göstermesi, destek olması ve çelik kafesli evcil hayvanlara sarılması eserin merkezinde sevgi ve şefkatin kaldığını söylüyor.
Diğer kısa liste adaylarından Simeon Barclay’nin odası ise dramatik bir tablo oluşturuyor; dev fotoğrafların ve “Leave ’em to die” manşetli bir tabloid görselinin arasından geçip neon bir tabela altındaki bir labirente sokan düzenleme, izleyiciyi bir oturma odası gibi duran merkezi bir alana götürüyor. Barclay’in kayıtlı sesi, kuzeyli, çalışma sınıfından bir erkeği —yazarın ima ettiği üzere babasını— sert ve bencilleşmiş bir erkeklik içinde kaybolmakla suçlayan şiirsel bir anlatıyı yüksek ve dokunaklı bir dille sunuyor. Eleştirmen bu yaklaşımı etkileyici ve rahatsız edici bulsa da, öğeler arasındaki bağın gevşek olduğunu ve belki daha net bir anımsama ya da öyküsel dönüşümle güçlendirilebileceğini söylüyor.
Marguerite Humeau’nun işleri ise biçimsel açıdan barok ve içerik açısından zayıf diye tanımlanıyor; altındaki niyetin doğa, ekoloji veya gezegen hakkında olabileceği öne sürülse de izleyenin deneyimlediği şey tuhaflık ve kırılgan orijinallik karışımı. Humeau’nun The Holder of Wasp Venom adlı çalışmasında “Natural beeswax, microcrystalline wax, pigments, 150-year-old walnut (cause of death: unknown), handblown glass and wasp venom” gibi malzemeler kullanıldığı metinde sıralanıyor. Ayrıca Humeau’nun iki odasını dolaşırken sizi takip eden yüksek perdeli ötüşler, kalp atışı vuruşları ve fil kükremesini andıran ses peyzajı var; eleştirmen bu psikodelik ses dokusunun anlaşılmayı gerektirmediğini, onunla akmak gerektiğini yazıyor ve heykellerin tuhaflığından zevk alınması gerektiğini söylüyor.
Tanoa Sasraku’nın odasında büyük, kahverengi dokuların asılı birimlerini ve masa üstünde küçük cam objelerden oluşan bir düzeni beğense de, cam içindeki küçük şişe ve kabarcıkların içindeki koyu, viskoz sıvının büyük petrol endüstrisine yönelik bir protesto olduğu belirtiliyor. Eleştirmen Sasraku’nun sergisinin bazı öğelerinin uzay kaplayan büyük kurulumun kenarlarında kalması nedeniyle duygusal veya entelektüel bir etki yaratmakta sınırlı olduğunu ifade ediyor.
Yazar kendi önyargısını da kabul ederek Freije’nin odasını görünce onu kazanması için desteklemek istediğini, eserlerin Dante’nin İlahi Komedya’sı ve Rodin’in Cehennem Kapıları çağrışımlarını barındırdığını; gerekirse Bacon, Giacometti ve Kienholz gibi isimlere yapılan göndermelerle Freije’nin insan olmanın umutsuzluğunu konu edindiğini söylüyor. Eleştirmen, Barclay ve Humeau’yu sertçe eleştirmiş olsa da her odanın kişiliği ve coşkusu olduğunu, bunun Turner shortlist’ini gerçekten rekabetçi kıldığını ve bu yılın Turner için bir olay hissi verdiğini vurguluyor.
Metnin kapanışında yazarı Turner yılının “klas” bir yıl olduğu ve tartışma üreteceği yönünde bir umuda değiniliyor; Humeau’nun destekçilerinin olacağı ama Freije’nin “büyük bir modern sanatçı” olduğu görüşü belirtiliyor. Yayında, Turner Prize 2026’nın MIMA, Middlesbrough’da 26 September to 29 March tarihlerinde olduğu ifadesi yer alıyor.



