İngiliz heykeltıraş Rachel Kneebone'ın Wallace Collection'da gösterilen yerleştirmesi Metamorphoses, 2017–2026 tarihlendirilen dokuz süt beyazı porselen heykeli galerinin farklı noktalarına yerleştiriyor; asılı durduğu için akıbeti belirsiz olabilen bir parça nedeniyle kimi zaman sekiz eser olarak da anılıyor. The Guardian'daki inceleme, bu müdahalenin Wallace Collection'ın kalıcı başyapıtlarıyla yan yana durduğunda mekâna yeni bakışlar getirdiğini ve eserlerin tehlike hissiyle izleyicide gerilim yarattığını vurguluyor.

1973 doğumlu Kneebone, 2004'te Royal College of Art'ta porselenle çalışmaya başladığında bu malzeme genellikle çay takımlarıyla ilişkilendirilirdi; oysa burada izleyiciye daha çok samimi, yığın hâlinde doku ve figürler sunuyor. Heykellerinde Rodin'in parçalanmış formlarından Jake ve Dinos Chapman'ın erotik figürlerine, hatta Ovid ve Dante göndermelerine kadar sanat tarihinden izler okunuyor; aynı zamanda klasik frizler, barok çeşmeler ve rokoko tablolarıyla görsel alâkâ kuruyor.

Sergi için özel yapılan iki eserden biri olan Temple, merdivenin tepesindeki kaidede Boucher'ın The Rising of the Sun (1753) ve The Setting of the Sun (1752) tablolarının arasında sergileniyor. Eserden üç sütun, deniz kabukları, sertleşmiş deniz canlılarını andıran çıkıntılar ve içindeki inciyi çağrıştıran parlak bir taraça yükseliyor; bunun Boucher'ın mitolojik su perilerine yapılan bir gönderme olduğu incelenmede belirtiliyor.

Kneebone'un çalışmaları, porselenin fırında geçirdiği süreçte oluşan kabarcıklar, çatlaklar ve bozulmaları estetik olarak kucaklıyor. Billiard salonunda yer alan Dance (2017) adlı yapıt, çıkıntı yapan ayaklar, parmaklar ve altındaki derin çatlaklarla "kusursuzca kusurlu" bir kompozisyon sergiliyor; çatlaklar malzemenin dönüşümü ve kırılganlığına işaret ediyor.

Metamorfoz teması, ısınan kil gibi bükülen ve açılan uzuvlarla vücut buluyor; figürler şekil değiştiren, sapan, esneyen bir hâl alıyor. İki adet 2025 tarihli eser, Pearl IV ve Pearl II, Boucher'ın Jupiter and Callisto (1769) tablosunun iki yanında âşıklar gibi birbirine doğru uzanırken krem rengindeki biçimler Callisto'nun göğüslerini akla getiriyor; inceleme eserlerin aynı zamanda baştan çıkarıcı bir yanı olduğuna vurgu yapıyor.

Ziyaretçi açısından serginin değerlerinden biri parçaların çevresinde dolaşmaya ve altından geçmeye izin verilmesi; farklı açılardan bakıldıkça formların değiştiği, gözlemin ödüllendirildiği belirtiliyor. Kneebone'un çağdaş heykelleri ile koleksiyondaki eski ustaların işleri yan yana geldiğinde, hem çağdaş eserler hem de tanıdık tablolar yeni bir ışık altında yeniden okunuyor.

İncelemede ayrıca Bower (2026) adlı eserle Fragonard'ın The Swing (c.1767–68) tablosunun karşılıklı yerleşiminin göze çarpıcı olduğu aktarılıyor: porselenin parlak beyazı Fragonard'ın gümüşi paletini tamamlıyor ve Kneebone'un düğümlenmiş formları izleyicinin dikkatini genellikle genç kadına çeken geleneksel bakıştan uzaklaştırıp ağaca sarılı ip ve aradaki gerilime çekiyor. Çatlakların kimi zaman fırın sonucu oluşmuş şanslı bir yan ürün olduğu, ancak bu durumun tablolarla kurulan ilişkide örtük göndermelere de izin verdiği not ediliyor.

Sonuç olarak inceleme, porselenin soğuk ve ağır bir materyal olma beklentisini kırdığını; Metamorphoses sergisinin duvarlardaki kırmızı dama ve ihtişamlı çerçeveler arasında bile baştan çıkarıcı, gösterişli ve çarpıcı olduğunu söylüyor. Dokuz eserin Wallace Collection'ın zengin ortamında kaybolmadığı, aksine parçaların birleşip çoğalarak izleyicide yoğun bir görsel ve tematik etki yarattığı vurgulanıyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Yayın:
← Tüm haberlere dön