Cristian Mungiu’nun Fjord adlı filmi Romanya’da gösterime girdiğinde seyirci ve kamuoyunda güçlü bir reaksiyon yarattı; film, haziranda bir günlük ön gösterimde 53 kentte 96 sinemada gösterildi ve raporlara göre tek gecede 40 binden fazla izleyici çekti. Bu yoğun ilgi, filmde işlenen konuya—Norveç’in çocuk koruma kurumu Barnevernet ile göçmen/Rumen bir aile arasındaki gerilime—ilişkin zaten var olan toplumsal bölünmelerin yeniden açılmasıyla ilişkilendirildi.
Fjord, doğrudan 2015’te Marius ve Ruth Bodnariu çiftinin Norveç’te çocuklarının Barnevernet tarafından aileden alınması vakasına dayanarak izleniyor; o dönem Polonya’da diplomatik sürtüşme, gösteriler ve yoğun medya ilgisi yaşanmış, çocuklar daha sonra geri verilmiş ve aile Romanya’ya yerleşmişti. Mungiu hikâyeyi birebir yeniden anlatmıyor ancak Romanyalı seyirciler olayın hangi vakadan esinlendiğini kolayca tanıdı.
Filmin Romanya’daki izleyici tepkisi ikiye bölündü: bazı izleyiciler filmi “tehlikeli derecede kafa karıştırıcı” olarak nitelendirerek istismar, entegrasyon ve inanç gibi konularda net bir duruş sergilemediğini söyledi; diğerleri ise filmin tavrının biçimde, yani sempatiyi kime verdiğinde ve hangi karakterlere içsel derinlik sağladığında gizli olduğunu savundu. Bazıları filmi dogmatik liberalizme cesur bir eleştiri olarak görürken, diğerleri cezalandırıcı şiddet konusunda net bir ahlaki sınırın silikleştiğini ve muhafazakâr dindarlığa gereğinden fazla sempati gösterildiğini iddia etti.
Ayrıca tartışma, yasal düzenlemeler ile halkın inançları arasındaki farkın altını çiziyor: Romanya’da bedensel ceza 2004’te, Norveç’te 1987’de yasaklanmış durumda; ancak metnin vurguladığı üzere "kağıt üzerinde"ki benzerliğe karşın uygulama ve inançlar arasında önemli bir mesafe bulunuyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı bir insan hakları organı, Romanya’da ebeveynlerin bazıları arasında bedensel cezanın hâlen işe yaradığına dair inancın değişmesi gerektiğini belirttiğini kaydedildi. Ortodoks kilisesinin halk teolojisi içinde katı disiplin anlayışının izleri devam ettiğine de dikkat çekiliyor.
Barnevernet, mahkeme kararları ve kurum eleştirileri
Norveç bağlamında metin Barnevernet’e yönelik eleştirilerin ve güvensizliğin kökenlerini tartışıyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2018–2021 döneminde Norveç aleyhine birkaç karar verdi ve bu kararlar neticesinde Norveç yüksek mahkemesi ile yasada bazı değişiklikler gündeme geldi. Önemli davalarda mahkeme, aileyle yeniden birleştirme hedefinin yeterince önceliklendirilmediğini ve bazı bakım yerleştirmelerinin başlangıçtan itibaren kalıcı kabul edildiğini eleştirdi. Ayrıca bir davada, Müslüman bir annenin oğlunun isteğine rağmen evlatlık ailenin çocuğun kültürel ve dini kimliğini korumadığı yönünde eleştiri getirildi; buna bağlı yasada değişiklikler yapıldığı ve bakım süreçlerinde çocuğun kültürel/diğer kimliklerinin korunmasının zorunlu hale getirildiği vurgulandığı aktarıldı.
Metin, Barnevernet’e yönelik yoğun dış eleştiri ve sosyal medyada on binleri bulan aktivist grupların etkisini de aktarıyor; eleştiriler zaman zaman komplo teorilerine kayıyor, örneğin kaçırma, kâr amaçlı evlat edinme veya diğer aşırı iddialar gibi asılsız suçlamalar dolaşıma giriyor. Bu tür yanlış bilgilerin, yerel gazetelerce ve bazı uluslararası propaganda kanalları tarafından yayıldığı, bunun sosyal hizmet çalışanlarına yönelik taciz ve tehditleri artırdığı belirtiliyor. Yazıda, bu yanlış bilgilerin çürütülmesine rağmen yayılma gücünün yalanlamalardan fazla olduğu ve tartışmayı zorlaştırdığı vurgulanıyor.
Mungiu’nun kendi yaklaşımı da tartışma konusu oldu: yönetmen “solcu dogmatizmi”ni sorguladığını söylemiş, bu ifade muhafazakâr kesimler tarafından doğrulama olarak kullanıldı; aynı zamanda Mungiu sağın versiyonunu da eleştirdiği belirtiliyor. Savunucuları, mağdura empati duyan bir yönetmenin muhafazakâr bir azınlığı, çoğunluk etrafında haksızlığa uğruyorsa savunmak zorunda olabileceğini, çünkü her türlü çoğunluğun “öteki”ye ihtiyacı olabileceğini öne sürüyor.
Bazı eleştirmenler, seyircinin filme verdikleri anlamın yönetmenin niyetinden bağımsız olarak önem kazandığını ve dramatik mimarinin aileye otomatik olarak sempati ürettiğini öne sürerken; yazar filmden çıkarım olarak, iyi niyetine inanan bir sistemin kendi hatalarını tahayyül edemeyebileceği sorusunu taşıdığını belirtiyor. Metin ayrıca Fjord’u, Barnevernet’i daha sansasyonel biçimde ele alan Mrs Chatterjee vs Norway adlı Bollywood yapımıyla karşılaştırıyor ve Fjord’un daha nüanslı bir portre sunduğunu savunuyor. Dengelemek amacıyla Barnevernet çalışanlarının ikilemlerini gösteren Pernille adlı ödüllü dramedy dizisinin Netflix’te bulunduğu da anılıyor.
Sonuç olarak haber metni, Fjord’un sinemada ve toplumsal zeminde açtığı tartışmanın hem Romanya hem de Norveç bağlamındaki hukuki, kültürel ve duygusal katmanlarını ayrıntılı biçimde aktarıyor; film bir yandan liberal kurumların hatalarını sorgularken diğer yandan aile, inanç ve çocuk hakları arasındaki hassas dengenin ne kadar tartışmalı olduğunu yeniden gündeme taşıdı.



