The Guardian’daki eleştiriye göre Sacha Baron Cohen’in yeni Ali G filmi Ali G: Who Iz I?, orijinal filmi sevmiş izleyiciler için daha az çekici, sevmemiş olanlar için ise itici gelecek; ırkçılık iddialarını doğrular nitelikte yönlendirmelere de zemin hazırlıyor. Film yazılı bir anlatıdan ziyade, yüksek riskli kamera şakaları ve kötü tada dayalı provokasyonlarla ilerliyor ve bazen gülünç bulunabiliyor ama genel tonu kasıtlıya yakın bir şekilde kaba ve yaygın olarak rahatsız edici olarak tanımlanıyor.

Film, 2002 yapımı Ali G in Da House’dan farklı olarak tek parça bir kurgu yerine canlı mermiyle yapılmış hoax’lardan oluşuyor; hedefleri hem haklı görülebilecek hem de haksız çıkartılabilecek kişilerden oluşuyor ve eleştiride bazı tanınmış isimlerin hedef alındığı, ancak bunların burada açıklanmayacağı belirtiliyor. Satir, “anti-woke” söylemlerine ve kültürel söylemin savunucularına hem yukarı hem aşağı doğru vuruyor; toplamda rahatsız edici mizahın ve grossout cringe unsurlarının yoğun olduğu ifade ediliyor.

Yapımda iki yardımcı karakter öne çıkıyor: Baron Cohen’in Who Is America? dizisinden bildiğimiz Erran Morad adıyla anılan, Mossad/IDF bağlantılı betimlenen sinirli bir güvenlik danışmanı profili ve yeni bir figür olan Dr Nira Cain-N’Degrocello adlı beyaz, aşırı kibirli bir liberal karakter. Bu yan karakterler, filmin sahtecilik ve aldatmacalarını örmek için kullanılıyor; finalde ise beden dublörleri ve muhtemel gizli yeniden çekimlerle büyük, aptalca bir doruk noktası kurgulandığı not ediliyor.

Eleştirinin temel sorunu, filmin kimin “işin içinde” olduğunu sürekli açıklama ihtiyacı hissettirmesi olarak tanımlanıyor: başlangıçta, kapanış jeneriğinde ve film içinde kısa aralıklarla bu ayrım tekrarlandığı belirtiliyor. Ayrıca, Ali G karakterinin ve Baron Cohen’in geçmiş popülaritesinin zirvesinin eskiye dayandığı, çevrimiçi medya ortamının parçalanmasıyla yeni kuşakların karakteri tanımadığı vurgulanıyor; dolayısıyla sahtekar yöntemlerin eskisi kadar etkili olmadığı savunuluyor.

Film içindeki yüksek kavramsal unsur, Ali’nin artık gözden düşmüş, parasız ve popülaritesini yitirmiş bir figür olarak çizilmesi: orta sınıf yaşamın detaylarıyla birlikte eşi Julie’nin (Morgana Robinson) OnlyFans hesabı açma planına karşı çıkışı anlatılıyor. Bir pazarda fakslanmış bir faks makinesinden çıkan ve HBO’dan geldiği iddia edilen bir teklif mektubu, ikiliyi Amerika’ya götürüp geleneksel usulde insanları kandırmaya çalışmaları için bir tetikleyici oluyor; küçük ekran usulü bir kurgu sinematik boyuta taşınıyor.

Filmin hikâyesinde kurgusal olarak bir muhalif, Ali’yi etkisizleştirmek için İsrailli sert isim olan Erran Morad’ı devreye sokuyor ve Ali’yi Meksikalı bir terörist gibi gösterip doğacak bebeğin ABD sınırları içinde doğmasının engellenmesi gibi abartılı bir tehlike anlatısına zorluyorlar. Eleştiriye göre film bazı kişileri küçük düşürüyor ancak Borat devam halkasındaki gibi büyük bir isme karşı benzer düzeyde tek darbeyle başarı sağlanamıyor.

Yazıda ayrıca Ali G karakterinin kökenlerine dair önceki filmin ima ettiği özelliklerin unutulduğu, Tim Westwood’a (Baron Cohen’in esinlendiği iddia edilen bir figür olarak anılan) filmde değinilmemesinin dikkat çektiği, Westwood’un sonraki tartışmalı tarihinin Ali G kimliğini canlandırmada sorun yaratabileceği görüşü yer alıyor. Ricky Gervais’in David Brent ve Steve Coogan’ın Alan Partridge karakterlerinin sinema uyarlamalarıyla karşılaştırıldığında, Ali G’nin daha olgunlukla değil eskime hissiyle öne çıktığı savunuluyor.

Son olarak eleştiri, filmin bazı başarılı anları olsa da en iyi parçalarının kısa sosyal medya kliplerine dönüşeceğini, TikTok ve Instagram reels’te hızla dolaşıma girebileceğini öngörüyor. Genel olarak metin, Baron Cohen’in niyet ve cesaretini kabul etmekle birlikte filmin tonunun, hedef seçiminin ve anlatı mekaniklerinin izleyicide kutuplaştırıcı ve bazen yetersiz etkili bulunduğunu raporluyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön