The Guardian için yapılan profilde, romancı Marlon James ile biyograf Nicholas Boggs’un hem kişisel hayatları hem de kısa listelere giren kitapları üzerinden edebi bir çift olarak konumları anlatıldı; James, The Disappearers ile Booker kısa listesine girerken, Boggs’un Baldwin: A Love Story adlı biyografisi Baillie Gifford kısa listesine alındı ve Boggs’un kitabı Barack ve Michelle Obama’nın yapım şirketi Higher Ground tarafından film haklarına optionlandı; film uyarlamasının senaryosunu James yazacak.

Brooklyn’in Williamsburg semtindeki apartmanlarında konuşulan röportajda çiftin yaşamı, çalışma düzenleri ve evlerindeki eşyalar detaylandırılıyor: duvarlarda Afro-Amerikan ve queer sanatına ait işler, Beauford Delaney’nin 1938 tarihli orijinal James Baldwin portresi ve James’in 2015 Booker zaferi sonrası aldığı at heykeli gibi objeler anlatının etrafını sarıyor.

İlişkilerinin başlangıcı beklenmedik ve gündelik bir yerden geliyor: bir tanışma uygulaması vasıtasıyla karşılaşmışlar, James’in sözleriyle üçüncü buluşmaları Buckingham Sarayı’nda olmuş ve sarayın banyosunda öpüşmüşler; 2018’den beri birlikte olan çift, üç yıldır aynı evde yaşıyor.

Haberde kitapların ortaya çıkış süreçleri ve konularına dair ayrıntılar yer alıyor. James’in 55 yaşındaki kariyerinin son dönem işlerinden The Disappearers, Aids dönemindeki eşcinsel hayat ve Jamaika’daki homofobi etrafında şekillenen karanlık, çok katmanlı bir yapıt olarak tanımlanıyor; James söz konusu romanı inşa ederken Jamaika’daki bir olayın izini sürmüş, yaklaşık 20 kişiyle görüşüp yıllarca parça parça bilgileri birleştirmiş.

Boggs’un Baldwin biyografisi ise yazarın özel ilişkileri ve yaratıcı çevresi üzerine iki dekadayı bulan bir araştırmanın ürünü: Boggs, Baldwin’in 1969’da Türkiye’de sahnelediği bir oyunu ve bu tip ayrıntıları takip ederek, uzun yıllar süren arayış ve mülakatlarla kitabını oluşturmuş. Ayrıca Boggs’un Cazac adındaki illüstratörle 23 yıl önce başlayan bağlantısı, biyografinin çıkış noktalarından biri olarak aktarılıyor.

Röportajda kısa liste duyurularına verdikleri tepkiler ve eleştirmen yankıları da aktarılıyor. Boggs, kendi Baillie Gifford kısa listesinin açıklanması sırasındaki James’in şaşkın bakışlarını anlatırken, James ise Booker kısa listesine alınma deneyimini ve eleştirmen Dwight Garner’ın New York Times’taki uzun, son derece övgü dolu incelemesinin kendisinde yarattığı şaşkınlığı paylaşıyor; Garner’ın yazısı The Disappearers’ı “başyapıt” ve yüzyılın romanı olma ihtimaliyle nitelendirmiş.

Çiftin çalışma yöntemleri ve aralarındaki sınırların korunması haberde vurgulanıyor: birbirlerinin taslaklarını iş bitene kadar okumadıkları, farklı yazma rutinlerine sahip oldukları, James’in aralıklarla yoğun şekilde yazdığı (binge writer) ve serbest caz dinlemeye ihtiyaç duyduğu, Boggs’un ise her gün düzenli yazdığını ve sessizliğe ihtiyaç duyduğunu söyledikleri aktarılıyor. Ayrıca ev içinde ayrı odalarda çalıştıkları ve gerektiğinde Boggs’un ayrı ofisi olduğu belirtiliyor.

İki yazarın üretimleri arasında etkileşimler de mevcut: Boggs’un Baldwin üzerine araştırmaları sırasında bulduğu, 1969’daki tiyatro prodüksiyonu James’in romanının yapısal ve duygusal omurgasını oluşturmuş; James, Boggs’un bulgularından yararlandığını ama bunu Boggs’un izniyle yaptığını söylüyor. Bunun yanında Boggs’un kitabının Higher Ground tarafından optionlanması ve James’in senaryoyu yazma tercihi, çiftin ortak yaratıcı projeye adım attığını gösteriyor ve ikisi uyumlu bir çalışma sürecinden bahsediyor.

Röportaj, ayrıca kitap yasakları ve sansür endişeleri bağlamında güncel bir değerlendirme içeriyor: PEN America’nın 2025-2026 yılı için okul kütüphanelerinde artan kitap yasaklarına ilişkin araştırmasına atıf yapılarak, her iki yazarın da tarihsel olarak gözden kaçmış veya bastırılmış Siyah queer yaşamlarını kurtarmaya çalıştıkları ve bunun öneminin farkında oldukları vurgulanıyor. James sansüre hazırlıklı olmamakla birlikte kendini sansürlemeyeceğini, baskı ve engellerin tarih boyunca var olduğunu ifade ediyor; Amerika’yla ilgili eleştirisini ise ülkenin gidişatına dair kuşkularla paylaşıyor.

Son olarak, hem James hem Boggs’un bu çalışmaların birer şahsi sorumluluk olduğunu düşündükleri, Aids gölgesinde büyümüş kuşağın sanatçılarını ve hikâyelerini anmanın önemini benimsedikleri aktarılıyor. Boggs hayatta olmanın güzelliğinden ve anlatılmayı bekleyen çok sayıda hikâye olduğundan söz ediyor; James ise okuyucuya olan inancını ve yazmanın baskıya karşı konuşma işi olduğunu yineleyerek hem kişisel hem kolektif bir amaç duygusunu dile getiriyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön