Patrick Stewart çok yönlü bir figürdü: sahnede güçlü, ekranda süper kahramanvari ve zaman zaman kendini tiye alan biri olarak tanındı; ayrıca kel bir erkekti. The Guardian'daki yazı, Stewart’ın özellikle Star Trek: The Next Generation dönemiyle birlikte kel olmanın temsilinde öncü bir rol üstlendiğini vurguluyor. Yayının ana tezine göre Stewart, saçsızlığıyla zayıflık veya eksiklik imajını tersine çevirdi ve bu yönüyle birçok erkek için model oldu.

Star Trek: The Next Generation'da Jean-Luc Picard karakterinin getirdiği değişim, önceki dizideki daha saldırgan, romantik maceralara odaklı Captain Kirk tipinden farklıydı; Picard entelektüel, şiddet içermeyen ve saçsız bir kaptandı. İlk bakışta bu durum bazılarına zaaf işareti gibi göründüyse de Stewart bu rolü başarılı kıldı ve cazibesini korudu. 1992'de TV Guide okurları Stewart'ı televizyonun “most bodacious” (en çekici) ismi seçerek oyların %54'ünü ona verdi ve onu daha kıllı rakiplerin önüne geçirdi.

Atanmış eleştiriler de oldu: Picard'ın duyurulmasından sonra bazı gazete muhabirlerinin, insanlığın uzay yolculuğunu ve teleportasyonu sıradanlaştırdığı bir gelecekte erkek tipi kellik için bir çare bulunmuş olması gerekmez miydi diye sordukları aktarılıyor. Stewart'ın aktardığına göre Star Trek yaratıcısı Gene Roddenberry'nin cevabı, 24. yüzyılda insanlığın kellik konusunda umursamaz hâle geleceği yönündeydi.

Stewart, ergenlik döneminde saçını kaybettiğini ve bunun psikolojisine etkisini açıkça söylemiş; Rolling Stone'a verdiği röportajda, kel kalmanın aşk hayatını nasıl etkileyeceğini o kadar çok düşünmüş olduğundan bütçesinin üzerinde bir peruk almaya çalıştığını anlatmış. Ancak peruğu bırakıp saçsız hâliyle sahneye devam etmesi, onu kel erkekler için bir ikona dönüştürdü.

Stewart, kellik yaşayanların başka kel erkekleri aramaya başladığını; bunun küçük de olsa bu durumu normalleştirmeye yardım ettiğini söylemiş. The New Yorker'a verdiği röportajdan aktarılan anekdottan birinde, sokakta kendisine yaklaşan ve şapkasını çıkarıp kel başını gösteren bir kişinin “You saved my life!” (Sen hayatımı kurtardın!) dediğini aktarıyor; bu örnek, Stewart'ın bazı bireyler için ne kadar sembolik bir önemi olduğunu göstermeye yarıyor.

Yazı, Stewart'ın kellikle başa çıkma tarzını diğer ünlülerle kıyaslayarak açıklar: Bazı erkeklerin kellikten sonra daha agresif biçimde fiziksel olarak kendilerini büyüttüğü veya farklı yöntemlerle tepki verdiği; örnekler olarak The Rock ve Jeff Bezos anılıyor. Stewart'ın yolu ise tersine, kel olmayı utanılacak bir durum gibi göstermeyip zarafet ve incelikle sahiplenmek oldu.

Özellikle Stewart'ın hayatının sonuna yönelik tepkiler, ona dair kel olmanın mirasını ortaya koydu. İnsanların Stewart'ın 86 yaşında olduğunu öğrenince şaşırdığı, bunun da kellik yaşayanların deneyimlediği “saçın kaybının yaşlandırdığı” algısına rağmen Stewart'ın uzun yıllar boyunca belirli bir görüntüyü koruduğu ve bu süreci saç boyama, peruk kullanımı veya yaşlanmayı hızlandıran diğer estetik müdahalelere başvurmadan geçirdiği biçiminde yorumlanıyor. Yazıda ayrıca Stewart'ın Star Trek: The Next Generation dizisi ilk yayımlandığında 47 yaşında olduğu ve dizinin 1987'de başladığı hatırlatılıyor.

Sonuç olarak Guardian yazısı, Patrick Stewart'ı sadece bir oyuncu veya televizyon yüzü olarak değil; kellik yaşayan erkekler için kültürel bir simge, yeni bir erkeklik ve zarafet modeli olarak değerlendiriyor ve bu yaklaşımın onun mirasının önemli bir parçası olduğunu savunuyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön