Komedyen Max Olesker, Ortodoks bir partnerle evlenebilmek için geçirdiği dönüşüm sürecini ve yaşadığı yetişkin sünnetini, anılarını temel aldığı 60 dakikalık tek kişilik sahne gösterisi Making the Cut'ta sahneye taşıdı. Olesker, bu sürecin ilişkisine ve psikolojisine verdiği baskıyı, Beth Din'in talepleri ve gecikmeleri bağlamında anlatarak hem kişisel hem toplumsal bir hikâye sunduğunu söylüyor.
Olesker, Edinburgh Fringe'de tanıştığı Eliana ile ilişkisini romcom benzetmeleriyle anlatıyor: şaraplar, şarkılar, âşık oluş. Ancak evliliğe giden yolda daha zorlayıcı bir mesele belirdi; Olesker her zaman kendini Yahudi olarak görmüş olsa da, annesinin daha az katı bir Yahudiliğe geçişi Beth Din tarafından yeterli sayılmadı. Bu yüzden Beth Din'den onay almak için "tam olarak içeri girmesi", aralarında istenmeyen bir yetişkin sünnetinin de bulunduğu bir dizi zorunlulukla karşılaşması gerekti.
Röportajda Olesker, Beth Din'in uygulamalarına tepki duyduğunu, davanın genellikle bir erkek panosu tarafından yürütüldüğünü ve karar süreçlerinin muğlak, gecikmeli ve sert olabildiğini aktarıyor. Onların taleplerinin ilişkinin üzerine olağanüstü bir stres bindirdiğini ve sürecin özellikle babasının demansla mücadele ettiği ve Eliana'nın büyükannesinin ileri yaştaki durumu göz önüne alındığında daha da acımasız hissedildiğini belirtiyor. Beth Din'in yaklaşımını eleştirirken, komedyenin amacının doğrudan hahamları hedef almak değil, yaşadığı acı, ızdırap ve ilişkinin sınırına gelme hissini aktarmak olduğunu vurguluyor.
Süreç boyunca aklını korumasına dair soruya Olesker, "Başarılı olduğuma dair çok az kanıt var" diyerek zorluğun büyüklüğünü itiraf ediyor. Dönem içinde bir Ortodoks aileyle kalmak, tek kişilik bir yatağın kenarında ütü masasıyla ders çalışır gibi yazı yazmak gibi deneyimler yaşadığını, bu yaşantının onu yerinden ettiğini ve yazmanın zihnindeki kaygıyı dışavurmasına yardımcı olduğunu anlatıyor. Yazmak, onun için yalnızca gözleri tavana dikilip kaygıyla boğuşmamak için bir yol olmuş.
Olesker başlangıçta bu zor anları sahne malzemesi olarak görmediğini, ancak sürecin beklenmedik biçimde kötüye gitmesiyle birlikte duygusal bir yansıtma ihtiyacı doğduğunu söylüyor. Uzun yıllar birlikte çalıştığı performans ortağı Ivan Gonzalez ile yaptıkları daffy şovların ardından bu hikâyeyi kişisel bir şekilde işlemesi gerektiğini hissetmiş; böylece anılarını ve dönüşümün yarattığı gerilimi Making the Cut adıyla sahneye aktarmış.
Performans, Olesker için hem tüketici hem de enerji verici olmuş; bazen boğulacak kadar duygulanıp sahneyi tamamlamakta zorlandığını kabul ediyor. Edinburgh'da gösteri bazen tiyatro olarak sınıflandırılmış ve Olesker, kentteki küçük Yahudi topluluğuna dahil olarak izleyicilerle yoğun, kişisel sohbetler yaşadığını, sahnedeki ödünleşimin beklenenden farklı ve dokunaklı olduğunu ifade ediyor.
Gelecek projelerine de değinen Olesker, Ivan ile birlikte yazdıkları The Wedding(s) adlı oyununun Londra'daki Park Theatre'da erken yaz dönemi/sonbahar öncesi planlandığını belirtiyor; eser, iki sakar kardeşin aynı mekânda çakışan kutlamaları idare etmeye çalışmasını konu alan, kalbi olan bir fars olarak tanımlanıyor. (Kaynak metinde bu projenin Park Theatre'da "late spring"te prömiyer yapacağı bilgisi yer alıyor.)
Son olarak Olesker, Making the Cut'in kendisi için şimdiye kadarki en açık şekilde Yahudi kimliğini sahneye taşıdığı iş olduğunu söylüyor: birincil olarak bir aşk hikâyesi olsa da, aynı zamanda tüm yönleriyle bir Yahudi hikâyesi olduğunu vurguluyor. Gösteri ve anıların, kimlik, inanç ve kişisel zorlanmaların sahneye dönüştüğü bir anlatı sunduğu metinde tekrarlanıyor.



