The Guardian için yazan eleştirmen, Ryan Murphy yapımı All’s Fair dizisinin ikinci sezonunun yayımlandığını ve ilk sezona kıyasla bazı düzelme belirtileri taşıdığını değerlendiriyor. Eleştirmen, ilk sezonu ‘‘existentially terrible’’ olarak nitelendirip Murphy’nin üretim havuzunun kalitesinin düştüğünü ima ederken, ikinci sezonda zaman zaman insan dokunuşları ve kasıtlı abartı unsurları görüldüğünü yazıyor. Ana gelişme olarak eleştirmen, dizi hâlâ birçok saçma unsur barındırsa da bu kez “o kadar kötü ki iyi” kategoriye doğru girdiğini ve bu yüzden sezona bir yıldız verdiğini belirtiyor.

Eleştirmen, dizinin oyuncu kadrosunu hatırlatıyor: Kim Kardashian, Naomi Watts, Niecy Nash-Betts ve Glenn Close’un bir kadın boşanma avukatları bürosunu canlandırdığını; Sarah Paulson’ın ise düşman avukat Carrington Lane rolünde olduğunu yazıyor. Yazıda karakter isimleri Allura, Emerald, Liberty ve Dina olarak anılıyor ve bazı isimlerin absürt olduğu vurgulanıyor.

İkinci sezonun ilk bölümleri önceki sezonun ayrıntlarına fazla takılmıyor; Carrington ile Dina arasındaki çatışma kısa bir özetle yeniden kuruluyor ve Carrington’ın ‘‘İlaç yerleştirdim, ama seni cinayetle suçlamadım’’ tarzı itirafına yer veriliyor. Eleştirmen bu tekrar eden şövale arasında çok şey olup çok az şey olduğunu söylüyor; dizi bir yandan çok fazla unsur barındırırken diğer yandan asıl bir ruh eksikliği taşıyor.

Yazıda, Allura karakterinin kişisel yaşamındaki değişiklikler ve sezonun belirgin set parçalarından biri olan ‘‘akrep balosu’’ anlatılıyor: Allura, Grace Kelly referanslı bir akrep pelerinini açık artırmadan alıyor, baloya Adele ve Bruno Mars’ı getirtmesi gibi abartılı öğeler var; bunlar eleştirmenin metin boyunca vurguladığı camp ve aşırıya kaçma eğilimlerini gösteriyor. Ayrıca dizide Allura’nın California bar sınavını ilk seferde geçememesinin Kardashian’ın gerçek yaşamındaki benzerliğiyle paralellik kurulduğu not ediliyor.

Bu sezonun hukuk vakalarından biri ise Liberty ve Emerald’ın üstlendiği bir boşanma davası; müvekkil Aphrodite Lovesong’un kocası davayı boşanmadan bir ay önce ortaya koyuyor, uzun süreli sadakatsizlikler anlatılıyor ve unsigned prenup ile görünmez mürekkep gibi tuhaf dönemeçler hikâyeye dahil ediliyor. Eleştirmen bu tür ayrıntıları örnek vererek senaryonun kimi zaman akıldışılığa vardığını aktarıyor.

Dizideki diyalog ve mizah örnekleri de eleştirmenin dikkat çektiği noktalar arasında: Carrington’ın rakiplerini ‘‘Black Mae West, Fat-ass and Dry Vag’’ gibi hakaretlerle anması; Liberty’nin ‘‘Derinlerde, sanırım ben bir power lezbiyim’’ gibi çıkışlar yapması; astroloji ve güç-çekim temalı şakaların sık kullanımı eleştirmen tarafından aktarılıyor. Ayrıca Dina’nın bir garson tarafından flört edilmesi ve bunun diyalogla açıklanma biçimi gibi ayrıntılar anlatılıyor.

Tüm bu kaotik unsurlara rağmen eleştirmen, dizinin bazı anlarında izleyicide eğlence hissi uyandırdığını, geçtiğimiz sezondaki şaşkınlık ve 'televizyon nasıl bu kadar kötü olabilir' hayretinin yerini bu kez kıkırdamaya bıraktığını belirtiyor. Yazar, dizi henüz tam anlamıyla başarılı olmamakla birlikte ‘‘so bad it’s good’’ kategorisine doğru ilerlediğini ve bu yolculuğun teşvik edilmeyi hak ettiğini söylüyor.

Sonuç olarak eleştirmen, All’s Fair ikinci sezonu için temkinli bir iyimserlik gösteriyor; hâlâ saçmalıklar barındırsa da izleyiciye keyif veren anlar çıkarmaya başlamış olması nedeniyle sezona bir yıldız verdiğini ve özellikle Glenn Close için iyi olmasını dilediğini belirtiyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön