Dulwich Picture Gallery’de sergilenen ve Britanya’daki ilk tam baskı gösterimi olan Katsushika Hokusai’nin Thirty-Six Views of Mount Fuji sergisi, serideki baskıların hepsinin Mount Fuji’yi ortak merkez olarak sunduğunu, dalgaların ve gündelik sahnelerin aslında daima bu saklı kahramana gönderme yaptığını gösteriyor.

Sergideki üç ayrı ve üstün kalitedeki Under the Wave off Kanagawa (Büyük Dalga) baskısına yakından bakıldığında, reproduksiyonlarda görülen zarif dalga imajının yerini şiddetli, insanları yutacakmış gibi görünen beyaz köpüklü bir kütle alıyor. Orijinal baskılarda dalganın kontrol dışı, öldürücü bir güç olarak betimlenmesi baskının duygusal merkezini oluşturuyor; küçük teknelerdeki insanların boğulma tehlikesi tüm kompozisyonun anlamını belirliyor.

Metnin yorumuna göre Hokusai burada bir Budist tesellisi sunuyor: dalga bir dağ kadar görkemli görünse de gelip geçici, kırılacak ve yok olacak; karşısında Mount Fuji, kalıcı bir gerçeklik ve sığınak olarak duruyor. Bu bakış, dalganın yanılsama, Fuji’nin ise hakikat olduğu okumalarını güçlendiriyor.

Hokusai, perspektifteki dramatik kaymalarla oynuyor; Mount Fuji’yi bazen ön plandaki eylemler arasında küçük, önemsiz bir nesne gibi gösterirken, izleyiciyi iki kez bakmaya zorluyor. Kanaya’dan Fuji görüntüsünde öne dolu ve harekete dayalı sahnelerle uzaktaki zirvenin zıtlığı çarpıcı biçimde kullanılıyor. Tōkaidō Yolu üzerindeki bir sahnede, palanquinlerle taşınan insanlar ve neredeyse suya gömülmüş taşıyıcıların görüntüsü, Ōi Nehri geçişinin stratejik önemine işaret ediyor; metin bu noktada geçiş için köprü kurulamadığını hatırlatıyor.

Sergide insan figürlerinin çoğunun Fuji’ye bakmaması vurgulanıyor; yine de bazı sahnelerde, örneğin akşamın altın göğü altında kürek çeken bir feribotçunun betimlendiği baskıda birkaç yolcunun dağla ilgilendiği görülüyor. Bir diğer sahnede kışın bir kır çay evine tırmanmış seyircilerin karla kaplı Fuji’yi görmek için ödüllendirildiği, yoğun mavi ve altın beyazla tasvir edilen çarpıcı bir kış görüntüsü sunuluyor.

Hokusai’nin kullandığı 'Prussian blue' adı verilen mucizevi mavi tonunun Avrupa kökenli olduğu ve perspektif bilgisinin de kısmen Avrupa sanatıyla ilişkili olduğu belirtiliyor. Ancak metin, etkileşimin tek yönlü olmadığını; Thirty-Six Views serisinin modernizmin doğuşunda merkezi bir rol oynadığını, Japon baskılarının siyasal ve sanatsal etkisinin Avrupa avangardını derinden etkilediğini savunuyor.

Yazıda Van Gogh, Whistler gibi isimlerin Japon tahta baskılarını topladığı ve taklit ettiği hatırlatılırken, özellikle Cézanne’ın Mont Sainte-Victoire’u parçalara ayırma çabalarının Hokusai’nin Fuji’ye dair yolculuğuyla yankılandığı; Monet’nin Rouen Katedrali ve nilüfer serilerindeki takıntının da benzer kökenlere gönderme yaptığı ifade ediliyor. Hokusai’nin, peyzajı metafizik bir meditasyon hâline getirmekte öncü olduğu vurgulanıyor.

Sergide ayrıca Ejiri Station, Province of Suruga gibi baskılarla günlük ani olayların (rüzgârın şapkaları uçurduğu sahne) nasıl ikonik görüntülere dönüştüğü ve Jeff Wall’un A Sudden Gust of Wind (After Hokusai) adlı fotoğrafının bu kompozisyondan yeniden kurgu yaptığına dair örnekler yer alıyor.

Sonuç olarak sergi, Hokusai’nin görsel ikonlarını ayrı ayrı kutsamaktan kaçınıyor ve izleyiciyi bu baskıları birbiriyle ilişkili, Mount Fuji üzerine kurulmuş uzun bir meditasyon olarak görmeye davet ediyor; metin, Fuji’nin kaosun ötesinde bir sükunet gösterdiği okumasını öne çıkarıyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön