West End'e Bridge Theatre yapımından transfer edilen Stephen Sondheim müzikali Into the Woods'un ışık tasarımcısı Aideen Malone, eserin sahne tasarımına dair hem övgü hem de sıkıntıları Guardian'a anlattı; Malone, Olivier ödülü kazanmış olmasına rağmen gösterinin "en bitmemiş işlerden biri" olduğunu ve prodüksiyonda tamamlanamamış çok sayıda detay olduğunu söyledi.

Malone, müzikalin ormanını "tozlu, parıltılı dalların ve ağaçlardan süzülen açıların örüsü" olarak tarif ediyor; Cinderella, Kırmızı Başlıklı Kız ve diğer karakterler bu ormanda dolaşıyor. Yapımın West End'e taşınmasıyla birlikte seyirciye sunulan görünüm, tasarım açısından çarpıcı bulundu ancak Malone için süreç problem çözücü ve yoğun bir çalışma gerektirdi.

Işık açısından Malone işin "zamanın geçişi, gece ve gündüz" meselesi olduğunu vurguluyor: orman başlangıçta davetkâr ve verimli görünürken zamanla daha karanlık ve gizemli bir hâle dönüşüyor; karakterler ormana girdikten sonra mutlu sonlarının ötesine savruluyor ve arka plan görüntüsü "yıkım ve ıssızlığa" dönüşüyor. Tasarım bu yolculuğun işaretlerini veriyor ve atmosfer değişimlerini destekliyor.

Malone ekibi sık sık öne çıkarıyor; yönetmen Jordan Fein, dekor tasarımcısı Tom Scutt ve video tasarımcısı Roland Horvath'ı "tam bir ekip çalışması" olarak nitelendiriyor. Işık tasarımında duman ve gizem öğeleri için farklı türde sis ve buhar teknikleri kullanıldığını, "yoğun ama yükselen" bir duman ve yerde kalan soğuk bir sis ile katmanların arasından ışığın delindiğini anlatıyor. Bu efektler özellikle Kırmızı Başlıklı Kız'ın kurdun karnından çıkarılması ya da Jack'in fasulye sırığından inmeye başladığı anlarda belirginleşiyor.

Kişisel kariyerine dair Malone, Dublin'de izlediği bir pantomimin dönüm noktası olduğunu, okul yıllarında sahnede rol aldığını ancak sahne arkasındaki işlere yöneldiğini aktarıyor. Trinity College Dublin ve ardından Goldsmiths'ta aldığı eğitim ona sahne arkası rolleri keşfetme imkânı verdi ve aydınlatmaya yönelmesini sağladı; teknikle yaratıcılığın bir arada olduğu bu alanı benimsediğini belirtiyor.

Fringe sahnelerde ve dans prodüksiyonlarında başlayan kariyeri sırasında aktrisin ve koreograf Akram Khan ile turnelere çıkmak ona dansta "güzel bedenlerle mekânda oynamanın" keyfini verdiğini söyletti; dansta yüzlere takılmadan açılarla oynanabildiğini, bunun biçimsel bir heykelleştirme sunduğunu belirtiyor.

Yönetmenlerle çalışma deneyimlerinden de söz eden Malone, bazı yönetmenlerin çok görsel olduğunu bazılarının ise daha az olduğunu belirtiyor ve deneyime açık, yeni şeyler denemeye hazır yönetmenleri tercih ettiğini söylüyor. Sally Cookson ile birlikte Jane Eyre ve A Monster Calls gibi devising (ortak üretim) işlerinde çalıştıklarını, bu tür işlerin prova sürecinin son haftasına kadar ne elde edildiğinin netleşmemesi nedeniyle sinir bozucu olduğunu ama sonuca genellikle yetişildiğini ifade ediyor; 2016 yapımı Peter Pan prodüksiyonunun prova sürecinin baskı altında geçtiğini itiraf ediyor.

Pandemi döneminde University College London'da ışık ve aydınlatma üzerine yüksek lisans yapmaya karar verdiğini söyleyen Malone, rengin ayrıntılarını ve ışık kaynağının cilt tonları üzerindeki etkilerini öğrendiğini aktarıyor; sahne ışığında iki kişinin aynı görünürken farklı küçük ayarlara (örneğin %1 magenta farkı) ihtiyaç duyabileceğini örnek veriyor. Doğal gündüz renklerine olan eğilimini, Regent's Park'taki Open Air Theatre gibi mekânlarda çalışmayı, ayrıca Sadler's Wells East projesi gibi mimari ve tiyatral bilgiyi harmanlayan çalışmaları sürdürdüğünü ekliyor. Yazısını, sahnenin bir spotla nasıl dönüştüğüne dair "biraz sihir" tanımıyla sona erdiriyor.

Kaynak: The Guardian CultureKaynağa git ↗Eklendi: · Türkiye saati
← Tüm haberlere dön